<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HBR.im</title>
	<atom:link href="http://hbr.im/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hbr.im</link>
	<description>haberin blog adresi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 27 Oct 2011 16:23:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Türkiye Qualcomm&#8217;un radarına girdi</title>
		<link>http://hbr.im/turkiye-qualcommun-radarina-girdi.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=turkiye-qualcommun-radarina-girdi</link>
		<comments>http://hbr.im/turkiye-qualcommun-radarina-girdi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Oct 2011 16:23:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Kurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[feat.]]></category>
		<category><![CDATA[Qualcomm]]></category>
		<category><![CDATA[3G]]></category>
		<category><![CDATA[4G]]></category>
		<category><![CDATA[Apple]]></category>
		<category><![CDATA[Avea Ar-Ge Merkezi Direktörü Egemen Kurdoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Ruacan]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK)]]></category>
		<category><![CDATA[CAA İş Geliştirme Departmanı Başkanı Michael Yanover]]></category>
		<category><![CDATA[Dreamworks’ün Animasyon Prodüksiyonundan sorumlu Eş Başkanı John Batter]]></category>
		<category><![CDATA[GSM operatörleri]]></category>
		<category><![CDATA[Irwin Jacobs]]></category>
		<category><![CDATA[Qualcomm CEO’su Paul Jacobs]]></category>
		<category><![CDATA[Qualcomm’un Avrupa Başkan Yardımcısı Enrico Salvatori]]></category>
		<category><![CDATA[San Diego]]></category>
		<category><![CDATA[T-Mobile Cihaz Teknolojileri Direktörü Katherine Barnes]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcell Şebeke Operasyonlarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı İlter Terzioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Uplinq]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hbr.im/?p=1201</guid>
		<description><![CDATA[San Diego, 27 Ekim 2011 (HBR.im, Osman Kurt) 1985 yılında U.C. San Diego Üniversitesi profesörlerinden Irwin Jacobs’un birkaç arkadaşı ile birlikte kurduğu Qualcomm adlı teknoloji şirketi 2010 yılı sonunda yaklaşık 11 milyar dolarlık geliri ile dünyanın en büyük 3G, yeni nesil kablosuz teknolojiler ve chipset ürün ve hizmetleri şirketlerinden biri haline geldi. Amerikan NASDAQ borsasına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>San Diego, 27 Ekim 2011 (HBR.im, <a href="../author/osmankurt/" target="_self">Osman Kurt</a>)</p>
<p>1985 yılında U.C. San Diego Üniversitesi profesörlerinden Irwin Jacobs’un birkaç arkadaşı ile birlikte kurduğu Qualcomm adlı teknoloji şirketi 2010 yılı sonunda yaklaşık 11 milyar dolarlık geliri ile dünyanın en büyük 3G, yeni nesil kablosuz teknolojiler ve chipset ürün ve hizmetleri şirketlerinden biri haline geldi. Amerikan NASDAQ borsasına da kote olan bu dev teknoloji şirketi, tüm bu büyüklüğüne rağmen 2000’li yılların başına kadar Amerika dışına pek de açılmayı düşünmeyen içine kapalı bir strateji izliyordu. Şirketin Avrupa pazarına girmesi için 2002 yılına kadar beklemesi gerekti. “2002 yılında kendimizi Avrupa pazarına açılmaya hazır hissettik” diyor Qualcomm’un Avrupa Başkan Yardımcısı Enrico Salvatori. Dünyadaki 3G ve 4G patentlerinin büyük bir bölümüne sahip olan Qualcomm, 3G kullanımının artması ile birlikte varlık alanını daha da genişletiyor. San Diego’daki ana merkeze bağlı olarak 140 ülkede faaliyet gösteren şirket hem ulaştığı coğrafyayı hem de cihaz sayısını arttırmayı hedefliyor. Şirketin en son hedefi ise 3G altyapısının geç kurulmasına rağmen çok hızlı bir ivme yakaladığı Doğu Avrupa pazarı olacak. Bu ülkeler arasında Türkiye, özel ilgi alanında yer alıyor.</p>
<p>2010 yılı Aralık ayında Türkiye ofisini açan Qualcomm, şirketin başına Silikon Vadisi ve Nokia’dan deneyimli Barış Ruacan’ı getirdi. Şirketin Türkiye’de ofis açmasının en önemli nedeni ülkenin 3G abone sayısında yakaladığı ciddi büyüme olarak gösteriliyor. “22 ayda ulaşılan yaklaşık 21 milyon 3G abone sayısı, Türkiye’nin Qualcomm’un dikkatini çekmesine neden oldu” diyor Barış Ruacan. Ancak Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) rakamlarına göre 2011 ilk çeyrekte 3G abone sayısı 21 milyon 441 bin 338 olsa da mobil internet paketi kullanıcı sayısının 1 milyon 862 bin 888’de kalmış olması Türkiye’de 3G kullanımının henüz çok da yüksek olmadığını gösteriyor. Barış Ruacan, “Tüm ülkelerde böyle bir süreç yaşanıyor. Mobil abone sayıları operatör ücretlendirmeleri sonrasında artış gösteriyor” diyor ve ekliyor: “Türkiye’de cihaz ve altyapı tamam. Altyapı geç kurulduğu için tek eksik, uygulama ayağında.” Şirketin eylül ayında Türkiye’de düzenleyeceği uluslararası organizasyon ise Türkiye pazarına ne denli önem verdiğinin bir göstergesi çünkü Qualcomm mobil cihaz üreticileri, operatörler ve içerik sağlayıcılarını bir araya getirdiği organizasyonları çoğunlukla Amerika içinde gerçekleştiriyor. Türkiye’de eylül ayında yapılacak organizasyonun bir benzeri şimdiye kadar Avrupa’da sadece İngiltere’de gerçekleştirildi.</p>
<p>Ama bu yüksek potansiyel yine de Türkiye’nin bir yatırım alanı olarak düşünülmesini sağlamaya yetmiyor şirket için. San Diego merkezli şirket, üretim yatırımı anlamında Amerika dışına çıkmayı düşünmüyor. Bunun başlıca nedeni ise ürünlerinin ülkelere göre değişiklik göstermemesi. Bu nedenle tüm üretimi tek bir merkezden yapabiliyor. Tabii bu, şirketin Amerika dışında üretim merkezi olmadığı anlamına gelmiyor. Şirketin ekran teknolojileri üzerine çalışmalar yaptığı şirketi Tayvan’da. Avusturya’da da bir üretim merkezi var. Ancak bu Qualcomm’un Avusturya’dan satın aldığı bir şirket. Üstelik bunlar daha ufak çaplı operasyonlar. Zaten şirketin San Diego’daki ayrı bir şehri andıran genel merkezini ziyaret ettiğinizde şirketin ne denli merkeziyetçi bir üretim anlayışı olduğu görülüyor.</p>
<p>O zaman Qualcomm Türkiye’de ne arıyor? Şirket zaten Türkiye’de satılan birçok akıllı telefonun çiplerini cep telefonu üreticilerine satıyor. 3G lisans bedellerini de operatörlerden alıyor. Üretim de yapmayacaksa Qualcomm neden Türkiye’de ve bölgede yeni ofisler açıyor? Bunun aslında birkaç nedeni var. Şirket bütün pazarları çok daha yakından takip edip kullanıcı taleplerine göre çiplerini geliştirmeyi hedefliyor. Üstelik son yıllarda Türkiye’de yerli cep telefonu üreticileri oluşmaya başladı. Buna bir de GSM operatörlerinin kendileri için ürettirdikleri telefonlar eklenince, Qualcomm’un Türkiye’de ofisinin olması bu şirketlere çip satma anlamında şirketin elini güçlendirebilir. Bunun yanında 3G bant yönetimleri konularında operatörlere danışmanlık hizmeti de sunuyor. Operatörlerin dışında şirketin ülkede ilişki içerisinde olacağı bir grup da uygulama üreticileri ya da diğer bir adıyla içerik üreticileri. Şirket kendi çip mimarisi ile uyum içerisinde çalışacak lokal içeriklerin geliştirilebilmesi için dünya genelinde uygulama geliştiricileriyle iletişim kurmaya çalışıyor. Türkiye gibi 3G içeriğinin yetersiz olduğu bir ülkede Qualcomm’a büyük iş düşüyor. Ancak Türkiye’de Avrupa ve Amerika’daki gibi büyük içerik üreticilerinin olmaması nedeniyle içerikler daha çok GSM operatörleri kontrolü altında ve bu da Qualcomm’un işini diğer büyük pazarlara kıyasla zorlaştırabilir. Tüm bu çalışmaların sonucunda da normalde pazarda daha uzun sürede satılması gereken cep telefonu sayısının daha kısa sürede yakalanmasını sağlayarak gelirlerini arttırmayı hedefliyor. Bir diğer hedef ise tıpkı Intel gibi tüketici bazında bir marka farkındalığı yaratmak. Qualcomm CEO’su Paul Jacobs, “Marka için Intel kadar olmasa da yatırım yapacağız” diyor.</p>
<p>Qualcomm’da iş alanı sadece coğrafi açıdan genişletilmeyecek. Şirket birçok yeni iş fırsatlarını değerlendirmeyi planlıyor. “Her şeyin interneti” vizyonunu takip eden şirket, sadece akıllı telefonlarla sınırlı kalmak değil, birçok mobil cihazda yer almak istiyor. Cisco Systems verilerine göre tabletler, mobil telefonlar, ağa bağlı cihazlar ve akıllı makinelerin sayısı 2015’te 15 milyara ulaşacak. 2010’da PC’ler tüketici internet trafiğinin yüzde 97’sini oluştururken, bu oran 2015’te yüzde 87’ye düşecek. Küresel mobil internet veri trafiği ise 2010-2015 arasında 26 katına çıkacak. Bu nedenle yakın gelecekte Qualcomm için tabletler olmazsa olmaz bir önem kazanıyor. T-Mobile Cihaz Teknolojileri Direktörü Katherine Barnes, “4G ile birlikte her evde birden çok tablet olacak” diyor.</p>
<p>Tablet teknolojileri dışında Qualcomm’un mayıs ayında yaklaşık 3,2 milyar dolara satın aldığı Atheros şirketi, şirketin gelecek planları hakkında bir ipucu veriyor. Atheros kablosuz internet teknolojileri alanında önemli bir oyuncuydu. Bu şirket Qualcomm’a, daha önce içinde yer alamadığı PC, diz üstü gibi alanlarının kapılarını açabilir. Paul Jacobs, “Atheros’u aldık çünkü bizim içinde olmadığımız tüketici elektroniği alanındaydılar” diyor.</p>
<p>Öte yandan mobil cihazlarda en önemli sorunların başında şarj süreleri geliyor. Cihazlar daha “akıllı” hale geldikçe enerji ihtiyaçları da artıyor. Bu nedenle Qualcomm için başlıca misyonlardan biri enerji tüketimini minimize etmek. Şirket ürettiği çiplerin enerji tüketimlerini azaltma çalışmalarında her alanı dikkatle ele alıyor. Bunlardan biri de ekran teknolojileri. Akıllı telefon ve tabletlerde en ciddi enerji tüketimini ekranlar gerçekleştiriyor. Dolayısıyla ekranların enerji tüketimini azaltacak bir teknoloji de akıllı cihaz satışlarına ivme kazandırabilir. Qualcomm da halihazırda bu alanda çalışmalar gerçekleştiriyor. Şirketin demo üretimine geçtiği Mirasol, güneş ışığını yansıtmaya dayalı bir ekran teknolojisi. Bu sayede güneş ışığı dışında ekran aydınlatmak için ekstra bir enerji ihtiyacı duyulmuyor. Tayvan’da ufak bir laboratuarda geliştirdiği bu teknoloji için Asya’da daha büyük bir üretim tesisi kurulacak. İlk hedef ise e-okuyucular ve tabletler. Şirket üretim tarihi ve ürünün ticarileştirilme zamanı konusunda ise kesin bir tarih açıklamıyor.</p>
<p>San Diego merkezli şirketin yeni üretim alanları dışında iş alanlarını büyütmek için yaptığı bir diğer çalışma da çevresinde ciddi bir ekosistem oluşturmak. Düzenlediği Uplinq adlı organizasyonlarla cep telefonu üreticileri, GSM operatörleri, içerik üreticileri ve bilişim basınını bir araya toplayarak bir ekosistem oluşturmaya çalışıyor Qualcomm. Bunlardan sonuncusu da bu yıl 1-2 Haziran tarihleri arasında San Diego’da gerçekleştirildi. Şirket bu bağlamda ciddi içerik üreticileri ile ortak çalışmalar gerçekleştiriyor. Paul Jacobs 1 Haziran günü Uplinq’de Julia Roberts, Brad Pitt gibi Hollywood starlarından David Beckham gibi ünlü sporculara ve birçok bilgisayar oyununun haklarını elinde bulunduran Creative Artist Agency (CAA) ile “Creative Mobile Labs” (CML) isimli bir ortak girişim kurduklarını açıkladı. Bu girişim ikilinin gücünü kullanarak mobil cihazlar için oyun ve diğer içerikleri oluşturacak. CAA İş Geliştirme Departmanı Başkanı Michael Yanover, “CML ile amacımız azami mobil uygulama deneyimi yaratmak” diyor.</p>
<p>Aslında 3G’den 4G’ye geçişle birlikte internette uygulamalar da alışılandan çok daha öteye gidecek. HTC CEO’su Peter Chou, “4G’nin mobil deneyimi nasıl güçlendireceğini göreceksiniz” diyor. 4G’ye geçiş ile birlikte özellikle video ve oyunlar mobil cihazlarda çok daha ciddi bir paya sahip olacaklar. Turkcell  Şebeke Operasyonlarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı İlter Terzioğlu, “4G teknolojisi ile daha yüksek internet hızı, çok kanallı yüksek çözünürlüklü TV yayınları ve cep telefonları vasıtası ile evdeki aletleri kontrol edebilme gibi farklı servisler sunulabilecektir” diyor.</p>
<p>Hâlihazırda Amerika’da bazı operatörler 4G hizmeti sunmaya başladı bile. İlk başta bu hizmet USB kartlar üzerinden gerçekleştirilse de şimdi 4G uyumlu akıllı telefonlar ve tabletler yavaş yavaş pazara sunulmaya başlandı. Katherine Barnes, “Bu yıl 25 farklı 4G cihaz Amerika’da pazara sunulacak” diyor. Avrupa’da ise Almanya 4G konusunda ihale sürecini tamamladı. İsveç de bu süreçte ilk adımı atan ülkeler arasında. Fransa’da ise devlet 4G ihale şartlarını haziran ayında yayınladı. İtalya, İspanya gibi ülkelerin de Fransa’yı takip etmesi bekleniyor. Bu sürecin Türkiye ve coğrafyasına sıçraması için ise biraz daha zamana ihtiyaç var. Avea Ar-Ge Merkezi Direktörü Egemen Kurdoğlu, “3G’de olduğu gibi 4G’nin yaygınlaşması ve teknolojinin desteklediği veri hızlarını kullanabilmek için mobil cihazların hazır ve yaygın olması en önemli etkenlerden olacaktır. Şu an 4G şebekeleri kullanılan ülkelerde kullanımın geneli USB kartlar üzerindendir” diyor ve devam ediyor: “Türkiye&#8217;de 3G teknolojisine geçişi izinler doğrultusunda 2009 yılında başladık ve yaygınlaşması devam ediyor. Mobil veri kullanımı ve verilen servislerde artan bir trend içerisinde. 4G’ye geçişin 2013-2014 yıllarında olmasını bekleyebiliriz.” Turkcell de 4G için aynı tarihlere işaret ediyor.</p>
<p>Operatörlerin bu denli temkinli olmasında yapılan onca 3G yatırımına rağmen beklenen gelirlerin hâlâ elde edilememesi gösterilebilir. Her ne kadar Türkiye 3G aboneliğinin en hızlı büyüdüğü ülkelerden biri olsa da hem 3G abonelikleri hem de veri kullanım oranları görece düşük. Bu durum da 4G yatırımları için GSM operatörlerinin daha yavaş davranmasına neden olabilir. “Avrupa’da 3G ilk lanse edildiğinde çok fazla yatırım yapıldı. Ancak operatörler 2G fiyatına 3G telefonlar sattılar. Bu durum üzerine, o zaman 3G için neden bu kadar yatırım yaptık diye sitem ettiler” diyor Enrico Salvatori ve devam ediyor: “Ama sonra internet kullanımı arttı. 4G’de de benzeri bir durum yaşanacak.” Sonuçta Türkiye’de de her ne kadar istenen seviyede bir veri artışı yakalanamasa da 3G’nin gelişiyle birlikte operatörlerin veri trafiğinde önemli bir artış yaşandı. Üstelik çok fazla yerli içerik olmamasına rağmen. İçeriklerin artmasıyla birlikte veri kullanımı da artacaktır. Bu durum 4G için de operatörlere bir umut verebilir. İlter Terzioğlu, “Turkcell’de aylık toplam mobil veri kullanımının Haziran 2009-Nisan 2011 arasında 30 kat artmış olması önemli bir göstergedir. Yaşadığımız bu mobil veri artış trendinin, içerik üretimi ve mobil uygulamalar alanında meydana gelecek değişikliklerle 4G teknolojisinde de devam edeceğini düşünüyoruz” diyor.</p>
<p>Türkiye’de 4G sürecinin gecikmesine neden olan bir diğer unsur ise, 4G için kullanılan radyo frekanslarının halihazırda televizyon kanalları tarafından kullanılıyor olması. Bu frekansların boşaltılarak 4G kullanımına tahsis edilmesi gündemde. Ancak bu sürecin pek de kolay olmayacağı bir gerçek. Bu da Türkiye’de 4G’ye geçiş sürecinin gecikmesine neden olabilir.</p>
<p>Tüm bunlardan anlaşılan o ki bu 4G teknolojisinin Türkiye’ye gelmesi için iki ya da üç yıl daha beklemek gerekecek. Yine de Qualcomm ve çevresindeki ekosistem geleceğin interneti için içerik üretmek için şimdiden çalışıyor. Özellikle 3D film ve oyunlar 4G ile mobil cihazlarda çok daha sık rastlanır içerikler arasında yer alabilecek. Bunun yanında arttırılmış gerçeklik de şirketin üzerinde çalıştığı başka içerik alanı. Dreamworks’ün Animasyon Prodüksiyonundan sorumlu Eş Başkanı John Batter, “PricewaterhouseCoopers rakamlarına göre DVD pazarı gelirleri sürekli düşüyor. Bizce çözüm, arttırılmış gerçeklik” diyor. Nitekim Qualcomm Dreamworks’e ile Kung Fu Panda ve Transformers 2 filmlerinin DVD satışlarını artırmak için arttırılmış gerçeklik konusunda yardımcı oluyor. Oluşturulan bir uygulama sayesinde akıllı telefon, bu filmlerin DVD’lerinin arkasına doğrultularak telefonun DVD kapağını algılaması sağlanıyor ve filmin fragmanı telefondan izlenebiliyor. Üstelik bu bir arttırılmış gerçeklik uygulaması olduğu için telefonu DVD’den uzaklaştırırsanız görüntü uzaklaşıyor, sağa ya da sola hareket ederseniz kamera açısı da ona göre değişiyor. Bu tür uygulamalar gelecek yıllarda çok daha fazla şirketin ilgisini çekecek. Ancak artan ilgi de yönetilmesi gereken çok ciddi bir veri trafiği yaratacak. Bu da Qualcomm’un önümüzdeki yıllarda çözüm bulması gereken en önemli konu başlıklarından biri olacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hbr.im/turkiye-qualcommun-radarina-girdi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşimizdeki Fransızlar</title>
		<link>http://hbr.im/isimizdeki-fransizlar.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=isimizdeki-fransizlar</link>
		<comments>http://hbr.im/isimizdeki-fransizlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Oct 2011 16:01:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Kurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[feat.]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Kaynakları]]></category>
		<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[frankofonlar]]></category>
		<category><![CDATA[fransız yatırımcılar]]></category>
		<category><![CDATA[interfrench]]></category>
		<category><![CDATA[iş ağları]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Has Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hbr.im/?p=1193</guid>
		<description><![CDATA[İSTANBUL, 27 Ekim 2011 (HBR.im, Osman Kurt) Başbakan recep Tayyip Erdoğan sert çıkışları ile tanınır. Bu bazen muhalefete olur, bazen basına, bazen ise yabancı politikacılara.  Buna biz alışkın olsak da yurtdışında bu sert çıkışlar Türkiye&#8217;den çok daha fazla ses getirebiliyor.  Bu yıl Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Fransız bir siyasetçiye “Siz sanırım Fransızsınız. Türkiye’ye de Fransızsınız” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, 27 Ekim 2011 (HBR.im, <a href="../author/osmankurt/" target="_self">Osman Kurt</a>)</p>
<p>Başbakan recep Tayyip Erdoğan sert çıkışları ile tanınır. Bu bazen muhalefete olur, bazen basına, bazen ise yabancı politikacılara.  Buna biz alışkın olsak da yurtdışında bu sert çıkışlar Türkiye&#8217;den çok daha fazla ses getirebiliyor.  Bu yıl Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Fransız bir siyasetçiye “Siz sanırım Fransızsınız. Türkiye’ye de Fransızsınız” lafı üzerine “Fransız kalmak” deyimi tüm Avrupa’da ses getirdi, tartışıldı. Fransız siyasetçiler Türkiye’ye Fransız kalıyorlar mı, bilinmez ancak Fransız iş dünyasının Türkiye’ye Fransız olmadığı kesin. Türkiye’deki en önemli yabancı yatırımcılar arasında Fransız firmaları başı çekiyor. Bu şirketlerde de birçok Fransız ve Fransızca konuşan (frankofon) Türk çalışıyor. Belki de bu yüzden Fransız iş ağı Interfrench, dünyanın birçok sayılı metropolündeki oluşumları arasına İstanbul’u da ekledi.</p>
<p>Interfrench iş temalı bir sosyal ağ. Diğer sosyal ağlardan farkı ise üyelerinin frankofon ve frankofillerden (frankofonlara sempati duyanlar) oluşuyor olması.  Ancak adından beklenenin aksine bu sosyal ağ Fransa menşeli değil. Tüm sosyal ağlarda olduğu gibi bu sosyal ağın da kuruluş adresi Amerika. 2000 yılında Amerika’da Silikon Vadisi’nde çalışan frankofon ve frankofiller işlerinde başarılarını arttırmak amacı ile birbirlerini bilgilendirmek, birbirleri ile yakınlaşmak üzere kurdu bu sosyal ağı ve Interfrench’i hayata geçirdi. O günden bugüne Interfrench dünyanın 24 büyük metropolüne yayıldı. Üstelik tüm bu şehirlerdeki Interfrench üyeleri bir intranet sayesinde birbirleri ile iletişime geçebiliyorlar.</p>
<p>Her şehirde Interfrench üyeleri ayda bir defa toplantılar düzenliyor. Ancak bu toplantıların sayıları o ülkedeki üye sayıları ile doğru orantılı bir şekilde artabiliyor. Her koordinatör belli ilgi alanlarına göre ayrı aylık toplantılar organize edebiliyor. Bu toplantılarda başlangıçta o günün temasına uygun bir yönetici katılımcılara kısa bir sunum yapıyor. Bu sunumun akabinde ise katılımcılar arasında hızlı görüşmeler düzenleniyor. Altılı masalara rastgele yerleşen katılımcılar burada sırayla kendilerini hızlıca tanıtarak kartvizit değişiminde bulunuyorlar. Yaklaşık 5 6 dakikalık aralıklarla herkes farklı masalara geçiyor ve bu rutin tekrarlanıyor. Böylece toplantılara katılanların tamamının olmasa da büyük bölümünün tanışması sağlanıyor. Bu tanışmalarda birbirleriyle sinerji kurabileceklerini düşünenler hızlı görüşme seansı sonrası bir sonraki etapta uzun görüşmelere başlayabiliyorlar.</p>
<p>2011 yılından itibaren Interfrench toplantıları İstanbul’da da Kadir Has Üniversitesi Öğretim Görevlisi Christophe Bisson önderliğinde organize ediliyor. Mart ayında Nişantaşı’nda bir kafede gerçekleştirilen ilk Interfrench İstanbul toplantısına yaklaşık 65 kişi katıldı. Interfrench İstanbul’un ikinci toplantısı da 27 Nisan günü yine aynı mekânda gerçekleşecek. Toplantılar önce sadece Fransızca olarak gerçekleşiyor. Ancak gruplar büyüdükçe bazı toplantıların İngilizce olarak yürütülmesi söz konusu olacak. Böylelikle Fransızca bilmeyen frankofillerin de toplantılara Fransız kalmaması sağlanacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hbr.im/isimizdeki-fransizlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İç hatlardan daha havalıları da var</title>
		<link>http://hbr.im/ic-hatlardan-daha-havalilari-da-var.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ic-hatlardan-daha-havalilari-da-var</link>
		<comments>http://hbr.im/ic-hatlardan-daha-havalilari-da-var.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Oct 2011 08:50:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Kurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[feat.]]></category>
		<category><![CDATA[Havacılık]]></category>
		<category><![CDATA[Onur Air]]></category>
		<category><![CDATA[Sun Express]]></category>
		<category><![CDATA[Airbus]]></category>
		<category><![CDATA[Airbus Avrupa ve Asya Pasifik Ülkeleri Kıdemli Başkan Yardımcısı Christopher Buckley]]></category>
		<category><![CDATA[Airbus Stratejik Pazarlama ve Analiz Başkanı Andrew Gordon]]></category>
		<category><![CDATA[Airbus’ın 20 yıllık büyüme tahminleri]]></category>
		<category><![CDATA[iç hat trafiği]]></category>
		<category><![CDATA[iç hatlar]]></category>
		<category><![CDATA[iç hatlar pazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Onur Air Genel Müdürü Şahabettin Bollukçu]]></category>
		<category><![CDATA[Sun Express Genel Müdürü Hacı Say]]></category>
		<category><![CDATA[Sun Express Genel Müdürü Paul Schwaiger]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hbr.im/?p=1185</guid>
		<description><![CDATA[İSTANBUL, 24 Ekim 2011 (HBR.im, Osman Kurt) 2009 yılının aralık ayında herkesin krizden bahsettiği o vahim günler yaşanıyordu. Ancak o günlerde bazıları da vardı ki Türkiye’nin potansiyelinden dem vuruyordu. Bunlardan biri de basın toplantısı yapmak için Türkiye’ye gelen Airbus yöneticileri idi. Airbus Avrupa ve Asya Pasifik Ülkeleri Kıdemli Başkan Yardımcısı Christopher Buckley ve o zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, 24 Ekim 2011 (HBR.im, <a href="../author/osmankurt/" target="_self">Osman Kurt</a>)</p>
<p>2009 yılının aralık ayında herkesin krizden bahsettiği o vahim günler yaşanıyordu. Ancak o günlerde bazıları da vardı ki Türkiye’nin potansiyelinden dem vuruyordu. Bunlardan biri de basın toplantısı yapmak için Türkiye’ye gelen Airbus yöneticileri idi. Airbus Avrupa ve Asya Pasifik Ülkeleri Kıdemli Başkan Yardımcısı Christopher Buckley ve o zaman Airbus Pazar Analizleri Direktörü olan şimdi ise Airbus Stratejik Pazarlama ve Analiz Başkanı Andrew Gordon tüm dünyada kriz karamsarlığının çöktüğü o günlerde Türkiye’ye dair çok ciddi beklentilerden bahsediyorlardı. Gordon, Airbus’ın 20 yıllık büyüme tahminlerinde Türkiye iç hatlar pazarının yüzde 10,1’lik büyüme oranı ile dünyanın en hızlı büyüyecek pazarı olmasını öngördüklerini ifade ediyordu. Türkiye iç hatlar pazarını yüzde 10 ile Hindistan iç hatlar pazarı takip ediyordu.</p>
<p>Aslında Airbus yöneticileri bu iyimserliklerinde yalnız değillerdi. Yine 2009 yılında Antalya Belek’te, Alman tur operatörlerinin katıldığı bir çalıştayda konuşan Sun Express Genel Müdürü Paul Schwaiger iç hatlar pazarının yıllık büyüme oranlarını gösterip dünyada böyle büyüyen başka bir pazar biliyor musunuz diye soruyordu. Ancak aradan geçen iki yılda Türkiye listenin birinci sıradaki yerini kaybetti. Airbus’un 2011 yılında açıklanan listesinde Türkiye’nin ilk 10’da bile yer alamaması dikkat çekiyor. Havacılığın bir dönemler en gözde ülkesi artık yalnız değil.</p>
<p>Airbus’un son 20 yıllık tahminlerinde liderlik yüzde 9,8’lik büyüme oranı ile Hindistan iç hatlar pazarında. Türkiye yüzde 5,5’lik büyüme beklentisi ile ilk 10’da değil. Ancak bu durumda Türkiye’nin son yıllarda gösterdiği büyüme oranının payı yadsınamaz.  Andrew Gordon, “Türk iç hat trafiği hızla büyümeye devam ediyor ancak pazardaki hızlı genişleme, geçtiğimiz 4 yıldaki yüzde 15’lik büyüme, Türk iç hat trafiğinde öngördüğümüz büyüme oranının azalmasındaki en önemli sebeplerden bir tanesini oluşturuyor” diyor ve ekliyor: “Şu andaki öngörümüzün temelini çok daha yüksek bir seviyeden başlatmamız nedeni ile aslında daha düşük görünen büyüme oranı hala aynı hacimde trafik artışı anlamına geliyor”.</p>
<p>Bu büyümedeki düşüş acaba Türkiye iç hatlarda doyuma mı ulaştı sorusunu akıllara getiriyor. Ancak sektöre dair verilere bakıldığında iç hatlar pazarının hala alacağı çok yol olduğu görülüyor. “Yolcu trafiği tahminlerinde doyuma ulaştı dediğimiz nokta büyümenin ekonomik büyümeye eşitlendiği noktadır. Yani Türkiye’nin gayrı safi milli hasıla büyüme yüzdesi ile trafik artışının büyüme yüzdesinin aynı olması beklendiğinde yolcu trafiği doyuma ulaşmış diyebiliriz” diyor Onur Air Genel Müdürü Şahabettin Bollukçu ve devam ediyor: “2012 yılı için Türkiye’nin ekonomik büyümesi IMF tarafından yüzde 2,2 olarak öngörülüyorken Airbus, Türkiye’deki iç hatlar trafiğinin yüzde 5,5 artacağını öngörmüş. Yani hala trafiğimiz ekonomik büyümenin 2 buçuk katı daha hızlı büyümektedir”.</p>
<p>Şahabettin Bollukçu pazardaki tek iyimser yönetici de değil. “Türkiye’deki havacılık otoritelerinin resmi verilere baktığımızda, iç hat pazarının henüz doyum noktasının uzağında olduğunu görüyoruz. Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü’nün henüz kesin olmayan verilerine göre, Türkiye iç hat pazarında gelen-giden toplam yolcu sayısı 2011’un Eylül ayı sonunda 44,16 milyon olarak gerçekleşti. Aynı dönemde şehirlerarası seyahatler göz önüne alınarak yapılan tahminlere göre karayoluyla taşınan yolcu sayısı ise 80 milyon civarında” diyor Sun Express Genel Müdürü Hacı Say ve ekliyor: “Buna uzak mesafeler arasındaki demiryolları ile taşınan yolcu sayısı da eklendiğinde, Türkiye’de henüz havayoluyla tanışmamış mevcut yolcu potansiyelinin ne kadar büyük olduğu ortaya çıkmaktadır”</p>
<p>Öte yandan Türkiye’de halen devam eden havalimanı projeleri de mevcut pazarı geliştirici rol oynayabilir. Türkiye’de hala birçok şehre çok fazla sefer düzenlenemiyor. Bunda hem mevcut havalimanlarının yetersizliği hem de havayolu şirketlerinin filo büyüklerinin yeterli olmaması rol oynuyor. Filolar genişledikçe ve havalimanları yatırımları tamamlandıkça iç hatlar pazarı büyüme ivmesini arttırabilir.</p>
<p>Türkiye’nin doymuş pazarlarla kıyaslandığında yol alması gereken ciddi bir yol olduğu görülüyor. 2010 yılında iç pazarda 51, dış pazarda 52 milyon olmak üzere, Türkiye’de toplam 103 milyon kişi uçakla seyahat etti. Havacılık pazarı doyuma ulaşmış 75 milyonluk bir ülkede bu rakamın çok daha yüksek olması gerekir. “Her insan yılda ortalama 1,4 defa uçağa biniyor. Gelişmiş ülkelerde ise bu oran 2,5 civarıdır. Ülkemiz için bu oran 2,5 olduğunda 185 milyon civarı yolcu olacak” diyor Şahabettin Bollukçu ve devam ediyor: “Yani, Türkiye 185 milyon yolcu seviyesine kadar hızla büyümeye devam edecektir, sonrasında ise artan bazın da etkisiyle daha mütevazı büyüme rakamları ile ilerleyecektir. Bu süreçte hem iç hem de dış pazar ayrı ayrı büyüyecektir. Ülke olarak hala oldukça büyük bir potansiyelimiz mevcut”.</p>
<p>Türkiye’nin hem uçak üreticileri için hem de havayolu şirketleri için bu büyüme potansiyeli ile kısa ve orta vadede hala önemli bir Pazar kalacağı gerçek. Ancak Türkiye’den çok daha büyük bir nüfusa sahip ve büyümesine daha yeni yeni başlayan Hindistan, Afrika gibi pazarların da varlığı göz ardı edilmemeli. Türkiye önümüzdeki dönemde havayolu sektörünün tek göz bebeği olmayacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hbr.im/ic-hatlardan-daha-havalilari-da-var.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski Dell, Yeni Dell</title>
		<link>http://hbr.im/eski-dell-yeni-dell.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=eski-dell-yeni-dell</link>
		<comments>http://hbr.im/eski-dell-yeni-dell.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Oct 2011 08:42:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Kurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[Dell]]></category>
		<category><![CDATA[feat.]]></category>
		<category><![CDATA[HP]]></category>
		<category><![CDATA[Intel]]></category>
		<category><![CDATA[Microsoft]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan Hükümeti CIO’su olan Vivek Kundra]]></category>
		<category><![CDATA[bulut bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[CIO]]></category>
		<category><![CDATA[Dell World 2011]]></category>
		<category><![CDATA[end to end solutions]]></category>
		<category><![CDATA[IDC İş Platformları ve Veri Merkezleri Trendlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Michelle Bailey]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Dell]]></category>
		<category><![CDATA[salesforce.com]]></category>
		<category><![CDATA[siber suçlar]]></category>
		<category><![CDATA[tablet pazarı]]></category>
		<category><![CDATA[teve Ballmer]]></category>
		<category><![CDATA[ultrabooklar]]></category>
		<category><![CDATA[Windows 8]]></category>
		<category><![CDATA[yeni dell]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hbr.im/?p=1181</guid>
		<description><![CDATA[AUSTIN, 24 Ekim 2011 (HBR.im, Osman Kurt) Ailesinin zoru ile Texas Austin Üniversitesi’nde tıp fakültesine yazılan Michael Dell, o yıllarda bilgisayara ciddi bir ilgi duyuyordu. Michael, üniversitedeki yurt odasını bir bilgisayar atölyesine çevirmişti. Sonra satış lisansı da alan Michael, Texas Eyaleti’nde birçok ihaleye girip bunların bir kısmını kazanır. Ancak bu durumdan haberi olmayan ailesi, onun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>AUSTIN, 24 Ekim 2011 (HBR.im, <a href="../author/osmankurt/" target="_self">Osman Kurt</a>)</p>
<p>Ailesinin zoru ile Texas Austin Üniversitesi’nde tıp fakültesine yazılan Michael Dell, o yıllarda bilgisayara ciddi bir ilgi duyuyordu. Michael, üniversitedeki yurt odasını bir bilgisayar atölyesine çevirmişti. Sonra satış lisansı da alan Michael, Texas Eyaleti’nde birçok ihaleye girip bunların bir kısmını kazanır. Ancak bu durumdan haberi olmayan ailesi, onun derslere girmediğinden şüphelenir ve onu kontrol etmek için kampüse gelirler. Babası ona, “Bu bilgisayar saçmalığını bir kenara bırakıp okula odaklanmalısın. Önceliklerini iyi ayarla” deyip “Ömrünü neye harcamak istiyorsun?” diye sorduğunda ise onun cevabı, “IBM ile yarışmak istiyorum” olur. O zaman için genç bir üniversitelinin hayalperestliği gibi gözüken bu sözler, kısa sürede gerçeğe dönüşür.</p>
<p>Michael Dell 27 yaşında Fortune 500’e girerek, en genç Fortune 500 CEO’su olur. Şimdi ise dünyanın 44’üncü zengini. Bir PC şirketi olarak kurduğu Dell’de son yıllarda ciddi bir değişim rüzgârı esiyor. Dell giderek bir PC şirketi olmaktan çıkarken bir hizmet şirketi olmaya doğru ciddi adımlar atıyor.</p>
<p>Michael Dell’in, Dell ile bu denli başarılı olmasının nedeni aslında dünyanın en iyi bilgisayarlarını yapıyor olması değildi. Michael Dell bilgisayar işine girdiğinde bilgisayarlar ile tüketiciler arasında bilgisiz satıcılar olduğunu görmüş ve satıcıları devre dışı bırakıp o zamana kadar olmayan bir iş modelini bilgisayar pazarına sokmuştu. Bilgisayarlarını müşterilere direk olarak satan Dell, hem aracı maliyetini ortadan kaldırıyor hem de bunu fiyatlarına yansıtıyordu. Bu sayede dünyanın en çok satan PC şirketlerinden biri oldu. Ancak bilişim sektörü dünyada en hızlı değişim gösteren sektörlerden biri. Değişime uyum sağlayamayan şirketler ise kısa sürede yok oluyor ya da başka şirketlerin boyunduruğuna giriyorlar. Bu değişim sürecinde Dell de ciddi bir kimlik değişimine gidiyor. “Dell artık bir PC şirketi değil. Dell değişti. Endüstri de değişti. Artık yeni Dell var. Yeni Dell komple çözümler sunan bir bilişim şirketi” diyor Michael Dell ve devam ediyor: “Ama hâlâ son kullanıcıya yönelik cihazlara önem veriyoruz. Bir değişim yaşanıyor ama bu, PC pazarını öldürmez. Bu büyük pazarda olmazsan komple çözümler pazarında olamazsın.”</p>
<p>Deneyimli yönetici bu söylemiyle aslında bir bakıma en büyük rakiplerinden olan HP’ye de gönderme yapıyor. HP’nin PC pazarından çıkacağı ile ilgili söylentiler son dönemde ayyuka çıktı. Bu konuda HP tarafında hâlâ kesin olarak açıklanmış bir karar olmasa da sektörün genelindeki intiba, HP’nin bu pazardan çıkacağı yönünde. Nitekim Dell’in de HP’deki bu karmaşık süreci bir fırsat olarak gördüğü dikkatli gözlerden kaçmıyor. Ekim ayında Austin’de yetkili satıcılar, CIO’lar ve gazetecilerin katılımı ile gerçekleşen Dell World 2011, zamansallığı açısından da oldukça manidar. Şirket iki gün boyunca eko sistemi ve Yeni Dell hakkında bilgi vererek, potansiyel karar vericileri, Dell’in en iyi çözüm sunucu şirket olduğuna ikna etmeye çalıştı. Nitekim aktiviteler öncesinde dağıtılan araştırmalar arasında Dell ve HP çözümleri kullanan yöneticilere dair bir araştırma olması da bu kuşkuları doğruluyor.</p>
<p>Peki, bu karmaşada fırsatı gören Yeni Dell, neler yapıyor? Nelere odaklanıyor? Michael Dell, Dell artık bir PC şirketi değil ama yine de son kullanıcıya yönelik cihazlara ilgimiz sürüyor dese de bu konuda çok da agresif olmadıkları belli oluyor. Nitekim şirket son yıllarda netbook, tablet gibi hızla büyüyen alanlarda çok da agresif olmadı. Bu alanlarda elle tutulur bir hedefi olup olmadığı konusundaki sıkıştırıcı sorular karşısında ise Michael Dell, “Bizim içinde bulunduğumuz pazar 3 trilyon dolarlık bir pazar. Son kullanıcıya yönelik cihazlar bu pazarın sadece 250 milyar dolarlık kısmını oluşturuyor. Biz bu pazarla da ilgiliyiz ama odak noktamız bu alan değil” diyor. Nitekim Dell’in bu alanda trendleri belirleme gibi bir kaygısı yok. Tam tersine Dell burada bir süre bekle gör stratejisi ile trendleri takip etmeyi tercih ediyor. “Biz katılmaktan çok izleme aşamasındayız. İleride belki de ekosistemin bir oyuncusu ile partnerlik bile yapabiliriz” diyor Dell ve devam ediyor: “Bu alanda daha başlangıç aşamasında olduğumuzu düşünüyoruz. Apple iyi bir başlangıç yaptı ama daha çok potansiyel var.” Dell, piyasadaki birçok oyuncu gibi özellikle tablet alanında Windows 8’in gelmesi ile yeni bir fırsat çıkacağını öngörüyor.</p>
<p>Tabii bu Dell’in PC pazarını şimdilik yok saydığı ve bu alandan çıkacağı anlamına gelmiyor. PC pazarı hâlihazırda yılda 1,5 milyar adetlik bir pazar. Bu pazarın 2 milyar adede kadar çıkması öngörülüyor. Microsoft CEO’su Steve Ballmer, “Dünyanın en popüler akıllı cihazı Windows PC” diyor. Ancak son yıllarda PC’nin diğer akıllı cihazlarla birlikte tahtının sallandığı da bir gerçek. Intel CEO’su Paul Otellini, “Intel PC’yi seviyor. PC’nin son yıllarda biraz yavaş kaldığı da bir gerçek. Onun da kendini geliştirmesi lazım. Bizim gelecek vizyonumuzda daha ince, daha hafif, daha uygun fiyatlı ve daha çok batarya süresine sahip ultrabook’lar var” diyor ve ekliyor: “Intel ultrabooklar için 300 milyon dolarlık fon ayırdı ve ilk ultrabooklar 2012 yılında piyasaya çıkacak.” Yeni Dell, komple çözümler pazarında olmasına yardımcı olması için PC pazarında kalmak durumunda. Sonuçta çalışanların evlerinde kullanmadıkları cihazları ofislerinde kullanmasını beklemek pek de başarılı sonuçlar getirmeyebilir.</p>
<p>Ancak Yeni Dell, artık PC satışlarında da eskisi kadar agresif olmayacak. Nitekim şirketin bu yıl dünyanın en fazla satan ikinci bilgisayar üreticisi olma şapkası Lenovo tarafından elinden alınabilir. Ancak bu durum Dell yöneticilerini pek de rahatsız ediyor gibi gözükmüyor. Michael Dell, “Satılan PC adedi olarak bakarsanız Lenovo bizi bu yıl kolaylıkla geçebilir. Ama gelir ve kârlılık olarak bakarsanız geçemez. Biz daha çok gelir ve kârlılığa odaklanıyoruz. Bizimle Lenovo’nun stratejileri farklı” diyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde Dell’in odağında şirketlerin kompleks iş sorunlarını çözmeye yönelik hizmet, yazılım, sistem ve depolama teknolojileri olacak. Dell Services’da 20 bini Amerika’da olmak üzere dünya genelinde 45 bin kişinin çalışıyor olması, şirketin zaman içinde ne denli büyük bir hizmet şirketine dönüştüğünün göstergesi. Şirket son dönemde bu alandaki portföyünü genişletmek için çok agresif satın almalar gerçekleştirdi. Perrot Systems, Secureworks, Kace, Boomi, RNA Networks; Dell’in son yıllarda portföyüne kattığı şirketlerin sadece bir kısmı. Şirket bu alandaki portföyünü güçlendirdikçe gelirleri de artıyor. Dell’in hâlihazırda gelirlerinin yüzde 80’ini şirketlere ve kurumlara sunduğu çözümlerden geliyor. Dell sağlık alanında pazar lideri, eğitimde ise ikinci sırada. Bunun yanında bankacılık, finansal hizmetler ve perakende gibi pazarlar da şirketin ciddi ilgi alanını oluşturuyor. Şirket bu alanlarda agresif satın almalarına devam etmeyi düşünüyor. Nitekim Amerikalı şirketin hâlihazırda elinde 16 milyar dolarlık varlığı bulunuyor.</p>
<p>Dell World 2011 sırasında şirket, 1 milyar dolarlık bir yatırım bütçesi olduğunu açıkladı. Şirket bu bütçeyi özellikle son teknoloji bulut veri merkezilerine ve yedekleme teknolojilerine yatırmayı planlıyor. Nitekim bu alan her geçen gün popülerleşiyor. Bu alandaki başarılı örnekler, sektördeki oyuncuları bu alana yatırım yapmaya zorluyor. Salesforce.com bu konuda en başarılı örneklerden biri. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Marc Benioff, “2,1 milyar dolarlık ciroyu aşan ilk bulut bilişim şirketiyiz” diyor. Bulut bilişim sayesinde şirketler hatta ülkeler bile ciddi ekonomik geri dönüşler elde edebiliyorlar. 2009 – 2011 yılları arasında Amerikan Hükümeti CIO’su olan Vivek Kundra, “Sadece e-mailleri buluta taşıyarak 35 milyon dolarlık bir tasarruf sağladık” diyor. Microsoft da bu konuda yaşanan değişime kayıtsız kalamıyor. Şirket de yeni Windows 8’i buluta uyumlu tasarlıyor. Steve Ballmer, “Sunucu tarafında herkes buluta gidiyor. Windows 8’i biz de buluta göre tasarladık” diyor.</p>
<p>Ancak sektördeki çoğu oyuncunun bulut bilişime yöneldiği bu dönemde herkesin konu hakkında çok da bilgili olduğu söylenemez. Birçokları trend bu yöne gittiği için bir nevi trendi takip ediyor. Ama öndekileri takip ederken içlerindeki şüpheleri de beraberlerinde taşıyorlar. Dell’in bünyesine kattığı Boomi de aslında bu alandaki bilgi eksikliğinden kaynaklanan korkuları dindirmeye yönelik bir oyuncuydu. Bulut bilişim danışmanlığı, pazarın talep ettiği bir hizmet.</p>
<p>Buluta geçerken şirketlerin kafasındaki bir soru işareti de güvenlik. Paul Otellini, “Siber suçların dünyadaki maliyetinin 1 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor” diyor. Bu yüzden bu alanda güvenlik ön plana çıkıyor. Zaten son dönemde güvenlik şirketlerinin büyük şirketler tarafından satın alındıkları gözlerden kaçmıyor. Intel McAfee’i, Dell ise Secureworks’u benzer nedenlerle bünyelerine dahil ettiler. Bu sayede bulut bilişim giderek, klasik yöntemlere göre daha güvenli olmaya başlıyor. Vivek Kundra, “Ben bulutun klasik modelden daha güvenli olduğunu düşünüyorum” diyor.</p>
<p>Bu algılar zamanla pozitif yönde değişebilir. Ancak yine de akıllarda bazı soru işaretleri olmaya hep devam edecek. Bunlardan biri de tüketici bulutunda yakalanan başarının iş alanında yakalanıp yakalanamayacağı yönünde. IDC İş Platformları ve Veri Merkezleri Trendlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Michelle Bailey, “Facebook, Twitter gibi tüketici bulutunda ciddi bir başarı yakalandı. Netflix gibi B to C bulutta da başarı geldi. Ancak tüketici alanında yakalanan başarıyı işle karıştırmamak lazım” diyor. İlk işaretler B to B’de de başarı yakalanacağı şeklinde. Ama bunun tutup tutmayacağını yakın gelecekte çok daha iyi görebilme imkanı olacak.</p>
<p>Üniversitedeyken tıp fakültesindeki derslerine girmeyerek bilişim alanında risk alan Michael Dell, o zaman aldığı riskin meyvesini topladı. Deneyimli yöneticinin şimdi aldığı risk o zamankine göre çok daha ufak gibi gözüküyor. Ancak deneyimli yöneticinin artık kaybedecek çok daha fazla şeyi var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hbr.im/eski-dell-yeni-dell.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hollanda katma değerli Türkleri bekliyor</title>
		<link>http://hbr.im/hollanda-katma-degerli-turkleri-bekliyor.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hollanda-katma-degerli-turkleri-bekliyor</link>
		<comments>http://hbr.im/hollanda-katma-degerli-turkleri-bekliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 12:34:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Kurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[feat.]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda Dış Ticaret Bakanı Frank Heemskerk]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda Dış Yatırım Ajansı Türkiye Bölge Direktörü Deniz Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Hollnda Yatırım Ajansı]]></category>
		<category><![CDATA[katma değerli alanlar]]></category>
		<category><![CDATA[off shore bankacılık]]></category>
		<category><![CDATA[Rotterdam Limanı]]></category>
		<category><![CDATA[Unisys Avrupa İletişim Yöneticisi Erwin Zijistra]]></category>
		<category><![CDATA[Vestel]]></category>
		<category><![CDATA[Yatırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hbr.im/?p=1176</guid>
		<description><![CDATA[İSTANBUL, 21 Ekim 2011 (HBR.im, Osman Kurt) Son yıllarda Türk iş adamlarına ulaşmak için en doğru adres havalimanları oldu. Zira bu iş adamları birçok çevre ülkede yatırım fırsatı arıyor. Hatta son dönemlerde Arap ülkeleri ile yakınlaşan ilişkiler sonucunda Türkiye’nin ekseni bile tartışılmaya başlandı. Peki, Türk şirketlerinin yatırım için en fazla sermaye ihraç ettiği ülke sizce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, 21 Ekim 2011 (HBR.im, <a href="../author/osmankurt/" target="_self">Osman Kurt</a>)</p>
<p>Son yıllarda Türk iş adamlarına ulaşmak için en doğru adres havalimanları oldu. Zira bu iş adamları birçok çevre ülkede yatırım fırsatı arıyor. Hatta son dönemlerde Arap ülkeleri ile yakınlaşan ilişkiler sonucunda Türkiye’nin ekseni bile tartışılmaya başlandı. Peki, Türk şirketlerinin yatırım için en fazla sermaye ihraç ettiği ülke sizce neresi? Gurbetçi Türklerin yoğun olarak yaşadığı Almanya mı? Ya da eksenin kaymaya başladığı Orta Doğu mu? Hiçbiri. Hazine Müsteşarlığı Eylül 2010 verilerine göre Türk şirketlerinin yatırım için yurtdışına en fazla sermaye ihraç ettiği ülke açık ara farkla Hollanda. 158 Türk şirketinin Hollanda’ya 5 milyar 101 milyon 191 bin 882 dolarlık sermaye ihracı bulunuyor. Onu Azerbaycan, Malta ve Almanya takip ediyor. Sadece 2010 yılında beş Türk şirketinin Hollanda’ya yatırım amaçlı sermaye ihracatı 312 milyon 328 bin 110 dolar. Ancak Hollandalı yetkililer, Türk yatırımcıları için daha çok potansiyel olduğunu düşünüyor. 2009 yılında Türkiye’de ofis açan Hollanda Dış Yatırım Ajansı bu potansiyeli gerçeğe çevirme amacı taşıyor.</p>
<p>Hollanda’daki Türk yatırımcılar ekseriyetle holding yapılanmalarını tercih ediyor. Katma değerli alanlarda çok fazla yatırım yapmıyorlar. Bunun yanında Hollanda’nın off shore bankacılık işlemleri için de sıkça tercih edildiği bir gerçek. Türkiye’nin sermaye ihracı rakamlarında Hollanda’nın ilk sırada yer almasında off shore bankacılık imkanlarının payı büyük. Hollanda Dış Yatırım Ajansı Türkiye Bölge Direktörü Deniz Mısır, “Türkiye ile Hollanda arasındaki ikili ekonomik ilişkilere baktığımız zaman fırsatların kullanılabileceği kadar kullanılmadığını tespit ettik. Örneğin 2007’de biz çalışmalarımıza başlayana kadar Hollanda, daha çok holding yapılanmaları için kullanılmıştı” diyor ve ekliyor: “Gerçek anlamda Türk firmaları araştırma geliştirme, lojistik, dağıtım merkezleri ve satış pazarlama ağlarını Hollanda ya da Batı Avrupa üzerinden kurgulamamıştı”. 12 Ekim 2009 yılında Hollanda Dış Ticaret Bakanı Frank Heemskerk’in katılımıyla açılan Hollanda Dış Yatırım Ajansı’nın Türkiye Ofisi üç kişilik bir ekipten oluşuyor. Ajans özellikle bilişim teknolojileri, kimya, bioteknoloji, moda ve tekstil gibi yüksek katma değerli alanlarda yatırım çekmeyi hedefliyor. 2010 yılına sekiz proje ve 50 istihdam hedefi ile yola çıkan ajans, 2010 yılında bu hedefleri aşmayı başardı. 11 proje ve 60 kişilik bir istihdam yakalayan ajansın gelecek yıl hedefi ise dokuz proje ve 50 ila 200 arası istihdam.</p>
<p>Vergisel ve lojistik avantajlar Hollanda’yı Türk şirketler için cazip kılıyor. Yurtdışında çalışan muafiyeti, Hollanda Holding ve mali birlik rejimi, kurumlar vergisinin 200 bin euroya kadar yüzde 20, sonrasında ise yüzde 25,5 seviyesinde olması, dışarıya verilen faiz oranlarında, yönetim ücretlerinde ve teliflerde vergi olmaması gibi vergisel avantajlar ilk akla gelenler. Bunun yanında 1 Ocak 2010’da başlayan inovasyon paketi ile araştırma geliştirmede elde edilen gelirlere yüzde beş oranında vergi uygulanıyor olması, bu ülkeyi bilişim yatırımları için cazip kılıyor. Zaten ülkenin Amerika, İngiltere ve Almanya’nın ardından bilgi teknolojileri ihraç eden dünyanın dördüncü büyük ülkesi olması da Hollanda’nın bu konuda ne kadar cazip imkanlar sunduğunun bir göstergesi.</p>
<p>Rotterdam Limanı sayesinde zaten dünyanın önemli lojistik merkezleri arasında yer alan Hollanda’da, ithalatta KDV ödemesi ertelenebiliyor. Bu açıdan Batı Avrupa’ya açılmak isteyen Türk şirketleri için Hollanda bir lojistik üs olabilir. Vestel Hollanda, ülkenin bu avantajını etkin kullanan örnekler arasında ilk akla gelen şirket.</p>
<p>Öte yandan ülkede eğitimli ve birçok dile hakim iş gücü var. Avrupa’da birçok ülkede İngilizce konusunda sıkıntı olduğu düşünüldüğünde uluslararası iş yapmak isteyen Türk şirketleri için bu ciddi bir avantaj. Unisys Avrupa İletişim Yöneticisi Erwin Zijistra, “Hollanda bize eğitimli, çok dil bilen iş gücü sunuyor ve Unisys uluslararası çalışmak isteyen profesyonelleri Hollanda’ya gelmeleri yönünde kolayca cezp edebiliyor” diyor. Hollanda’da şirket kurulumu en geç 10 gün içerisinde gerçekleştirilebiliyor. Elbette vize, Türk iş adamları için Hollanda’da da en büyük handikaplardan biri. Ancak Hollanda Dış Yatırım Ajansı kendileri ile çalışan şirketlere referans olarak, bu konuda yardımcı oluyor. Yine de Hollanda’nın Avrupa’nın vize konusunda en rahat ülkelerinden biri olduğu söylenemez.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hbr.im/hollanda-katma-degerli-turkleri-bekliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türklere Paris’te yatırım bir başka olacak</title>
		<link>http://hbr.im/turklere-paris%e2%80%99te-yatirim-bir-baska-olacak.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=turklere-paris%25e2%2580%2599te-yatirim-bir-baska-olacak</link>
		<comments>http://hbr.im/turklere-paris%e2%80%99te-yatirim-bir-baska-olacak.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 12:02:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Kurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[feat.]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Yatırım]]></category>
		<category><![CDATA[Bernard Emié]]></category>
		<category><![CDATA[Charle de Gaulle Havalimanı]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa Yatırım Ajansı Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız Yatırım Ajansı]]></category>
		<category><![CDATA[Géraldine Filippi]]></category>
		<category><![CDATA[Pari]]></category>
		<category><![CDATA[Regus]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret hacmi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye ile Fransa arasındaki ticaret hacmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hbr.im/?p=1168</guid>
		<description><![CDATA[İSTANBUL, 21 Ekim 2011 (HBR.im, Osman Kurt) Sabah uçağa bindiniz ve yaklaşık üç saat sonra Fransa’nın Charles de Gaulle Havalimanı’na ulaştınız. Pasaport kontrolünü geçtiniz ve birkaç dakika içinde havalimanındaki ofisinize ulaştınız. Fransızca, İngilizce ve Türkçe bilen ofis personeli sizi karşıladı. Burada misafirlerinizi ağırladıktan sonra tekrar uçağa binerek evinize döndünüz. Hayal gibi geliyor değil mi? Ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p>İSTANBUL, 21 Ekim 2011 (HBR.im, <a href="../author/osmankurt/" target="_self">Osman Kurt</a>)</p>
<p>Sabah uçağa bindiniz ve yaklaşık üç saat sonra Fransa’nın Charles de Gaulle Havalimanı’na ulaştınız. Pasaport kontrolünü geçtiniz ve birkaç dakika içinde havalimanındaki ofisinize ulaştınız. Fransızca, İngilizce ve Türkçe bilen ofis personeli sizi karşıladı. Burada misafirlerinizi ağırladıktan sonra tekrar uçağa binerek evinize döndünüz. Hayal gibi geliyor değil mi? Ama değil. Fransız Yatırım Ajansı (IFA) Paris Charles de Gaulle Havalimanı’nda Regus şirketi ile işbirliği yaparak 14 Aralık’ta Türk İş Merkezi’ni açtı. Ajans bu hamlesi ile Fransa’ya yatırım yapmak isteyen Türk yatırımcıları yüreklendirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Fransa ile Türkiye arasında ciddi bir ticaret hacmi var. İki ülke arasındaki 2009 yılında 10 milyar olan ticaret hacminin 2012’de 15 milyar euroya ulaştırılması öngörülüyor. Fransa Türkiye Büyükelçisi Bernard Emié, “2010 yılı sonunda 11 buçuk milyar euroya ulaşmayı bekliyoruz” diyor. İhracat ve ithalat anlamında iki ülke arasında dengeli bir ticaret var. Ancak söz konusu doğrudan yatırımlar olunca bu denge bozuluyor. Türkiye’de yaklaşık 100 bin kişiyi istihdam eden 400 Fransız şirketine karşılık Fransa’da bin kişiyi istihdam eden 35 Türk şirketi mevcut. Fransa’nın doğrudan yatırımları çekme konusunda dünyada üçüncü sırada yer aldığı göz önüne alındığında Türk şirketlerin ilgisizliği dikkat çekici. Bernard Emié, “Tüm dünyadan şirketler ülkemizde yatırım yaparken, Türk şirketlerinin bu konudaki ilgisizliği anormal bir durum” diyor.</p>
<p>Türkiye’de birçok yatırımcı Fransa’yı hem bürokratik hem de pahalı bir pazar olarak görüyor. Bu durum, Türk yatırımcıların daha ekonomik çevre pazarlara yatırım yapmasına neden oluyor. Ancak Fransa son yıllarda yaptığı ekonomik reformlarla yatırımcıların önyargılarını yıkmayı hedefliyor. Bernard Emié, “Vergi kredisinin üç katına çıkarılması, çalışma kanunun yumuşatılması, yeni bir oturum izni, son yıllarda Fransa’nın çekiciliği yönünde geliştirilen reformların sayıca artışı, nitelikli ve verimli çalışması ve altyapılarının mükemmelliğiyle tanınan ülkemizi Avrupa’nın en cazip ülkelerinden biri haline getirdi” diyor.</p>
<p>Bunun yanında Fransa, AR-GE konusunda Avrupa’da yatırım yapılabilecek pazarları arasında başı çekiyor. Fransa Yatırım Ajansı (IFA) Türkiye Genel Müdürü Géraldine Filippi, “Geçtiğimiz haftalarda Alphan Manas ile buluştum. Bana Türkiye’de üretim yapacağım, Fransa’da ise AR-GE yapacağım dedi. Çünkü Fransa’da çok iyi mühendisler var ve ücretleri yüksek değil. Bunun yanında Fransa’da araştırma vergi kredisi “credit d’impot recherche” diye bir avantaj var. Bu Avrupa’daki en iyi finansman oranı” diyor. Fransa’da hâlihazırda yatırımı bulunan en büyük Türk şirketleri Orhan ve Zorlu Holding. Ekseriyetle otomotiv alanında faaliyet gösteren ve 4 binden fazla çalışanı bulunan Orhan Holding Fransa’da 460 işçi istihdam ediyor. Zorlu Holding ise Vestel Fransa şirketi aracılığıyla televizyon pazarının yüzde 15’iden fazlasını, uydu antenler piyasasının ise yüzde 25’ini elinde bulunduruyor. Birçok Türk şirketi de Fransa pazarında yatırım yapmaya ilgi duyuyorlar. Géraldine Filippi, “Paris ofisimizde çok fazla Türk şirketlerinden talep alıyorduk. Bu yüzden İstanbul’da ofis açma gereği gördük” diyor.</p>
<p>Ajans kurulalı dört ay geçti ve ilk üç ayda 28 projeye yardımcı oldu. Bu ajansın ortalamasına göre oldukça yüksek bir rakam. Zaten Türkiye’deki ilginin sonucu olarak, emlak şirketi Regus ile IFA, Türk iş adamları için ortak bir projeye imza atmaya karar verdiler. Paris Charles de Gaulle Havalimanı’nda bulunan Regus ofislerinin üçte biri Türk şirketlerine ayrılarak Türk İş Merkezi açıldı. Bu ofislerde Türk şirketlerine özel fiyat uygulaması yapılacak. 20 ofislik alanda büro açan ilk Türk yatırımcı Cengiz Abazoğlu oldu. Burada ofis açmak hem uygun fiyatlara hem de uygun zamanda yapılabiliyor. Regus EMEA Ticari Müdür Jean Marc Foulard, “Bir şirketin Fransa’da açılması iki gün sürüyor. Biz de size iki saat içinde bir bağlantı ofisi açabiliyoruz” diyor. Bu ofislerin aylık kirası bin euro. Sadece bir posta adresi almak isterseniz bunun bedeli ayda sadece 60 euro. Ofisinizi buradan taşımak istediğinizdeyse, Regus’un Fransa içindeki birçok ofisinden birine kısa bir sürede geçebiliyorsunuz.</p>
<p>Fransa’da yatırım yapmak isteyen Türk yatırımcılar için vize hâlâ bir soru işareti. Ancak Fransa’nın diğer AB üye ülkelerine oranla daha kolay vize verdiği söylenebilir. Bernard Emié, “Ben bir işi, vize alamadığım için kaçırdım diyen bir Türk iş adamına şimdiye kadar rastlamadım” diyor ve ekliyor: “İş adamlarına uzun süreli vizeler vermeyi planlıyoruz”. İş adamları bu vizeleri aldıktan sonra ise, onlara Fransa’daki ofislerinden yatırımlarını planlamak kalıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hbr.im/turklere-paris%e2%80%99te-yatirim-bir-baska-olacak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doymayan bebek daha büyük uçaklar istiyor</title>
		<link>http://hbr.im/doymayan-bebek-daha-buyuk-ucaklar-istiyor.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=doymayan-bebek-daha-buyuk-ucaklar-istiyor</link>
		<comments>http://hbr.im/doymayan-bebek-daha-buyuk-ucaklar-istiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 11:34:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Kurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[feat.]]></category>
		<category><![CDATA[Havacılık]]></category>
		<category><![CDATA[ISG Holding]]></category>
		<category><![CDATA[TAV Holding]]></category>
		<category><![CDATA[THY]]></category>
		<category><![CDATA[Gatwick Havalimanı]]></category>
		<category><![CDATA[havacılı]]></category>
		<category><![CDATA[Onur Havayollayı]]></category>
		<category><![CDATA[Sabiha Gökçen Havalimanı]]></category>
		<category><![CDATA[Sani Şener]]></category>
		<category><![CDATA[TAV]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Hava Yolları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hbr.im/?p=1164</guid>
		<description><![CDATA[İSTANBUL, 21 Ekim 2011 (HBR.im, Osman Kurt) Artık Kenya’dan İstanbul Atatürk Havalimanı’na gelen bir uçaktaki yolcular buradan 119 ayrı destinasyona uçuyorlar. TAV Havalimanları Holding İcra Kurulu Başkanı Sani Şener bu örneği uzun süredir bir merkez haline dönüştürülmeye çalışılan İstanbul’un artık bu amacına ulaşmaya başladığını göstermek için veriyor. Ancak Şener’in doymayan bebekler olarak adlandırdığı havalimanları ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, 21 Ekim 2011 (HBR.im, <a href="../author/osmankurt/" target="_self">Osman Kurt</a>)</p>
<p>Artık Kenya’dan İstanbul Atatürk Havalimanı’na gelen bir uçaktaki yolcular buradan 119 ayrı destinasyona uçuyorlar. TAV Havalimanları Holding İcra Kurulu Başkanı Sani Şener bu örneği uzun süredir bir merkez haline dönüştürülmeye çalışılan İstanbul’un artık bu amacına ulaşmaya başladığını göstermek için veriyor. Ancak Şener’in doymayan bebekler olarak adlandırdığı havalimanları ne kadar büyürlerse büyüsünler kapasitelerini artırma ihtiyacı hiç bitmiyor. Tıpkı İstanbul’da olduğu gibi. Türkiye, özellikle de İstanbul havacılık anlamında hızla büyüyen destinasyonlar arasında. Ancak havalimanları yaşanan bu hızlı büyümeye yetişmekte zorlanıyor. Havalimanları uçaklara oranla çok daha uzun sürede inşa ediliyor. Ve bu durum çoğu zaman rötarların artışı olarak yolcuların karşısına çıkıyor. Mevcut durumda eldeki kapasitenin efektif kullanımı hayati önem taşıyor. Bu durumda da mevcut kapasitenin artırılabilmesi en makul çözümler arasında geniş gövdeli uçakların kullanımı öne çıkıyor.</p>
<p>Havacılık sektörü tüm dünyada hızla büyüyor. Halihazırda dünyada 20 bin yolcu uçağı 4,7 milyar yolcu taşıyor. 2028 yılında Boeing’in tahminlerine göre 30 bin, Airbus’ınkine göre ise 25 bin yeni uçak daha uçmaya başlayacak. Yani yolcu sayısı yaklaşık 9 milyara ulaşacak. Türkiye’de ise 2009 yılı sonunda giden-gelen yolcu sayısı Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nin (DHMI) rakamlarına göre 85 milyon 508 bin 508 kişi idi. Bu rakamın yaklaşık 36 milyonunu Atatürk Havalimanı ve Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı (İSG) yolcuları oluşturuyor. Ulaştırma Bakanlığı’nın 2023 yılı hedefi ise Türkiye genelinde bu rakamı 350 milyona çıkarmak. Doğal olarak bu büyümede en büyük payı İstanbul alacak. Ancak İstanbul’un iki havalimanının kapasitesi bu büyüme için yeterli kapasiteye sahip olup olmadığı tartışmalı. İki havalimanı da çeşitli büyüme stratejileri izliyor. İSG ikinci pisti tamamlayıp 50 milyon yolcuya ulaşmayı hedefliyor örneğin. İSG CEO’su Gökhan Buğday, “İkinci pistle saatteki uçak sayısı 70 olacak. Bu da 50 milyon yolcu anlamına geliyor” diyor. Öte yandan Atatürk Havalimanı da bu büyümeye ayak uydurmaya çalışıyor. Sani Şener, Devlet Hava Meydanları&#8217;nın Hava Kuvvetleri ile Atatürk Havalimanı&#8217;nın yanındaki 800 dönümlük askeri arazinin alınmasıyla ilgili görüşmelerini devam ettirdiğini, bu bölgenin alınması durumunda Atatürk Havalimanı&#8217;nda çok farklı büyüme olanakları olacağını belirtiyor.</p>
<p>Öte yandan havalimanlarının fiziki kapasiteleri ne kadar artırılırsa artırılsın, bu kez havalimanı işletmecilerinin karşısına İstanbul’un hava sahasının kapasitesi bir handikap olarak çıkıyor. İstanbul dar ve uzun hava koridoru nedeniyle birçok Avrupa şehrine göre dezavantajlı. Atatürk Havalimanı ve Sabiha Gökçen’e gelen uçaklar aynı hava sahasını kullanmak durumunda kalıyor. Yani birinde artan trafik diğerini de etkiliyor. Mevcut durumu aşmak için ise havayolu şirketlerinin geniş gövdeli uçakları kullanması gerekiyor. Sani Şener, “Gövdeler büyürse Atatürk Havalimanı’nın kapasitesi 70-75 milyona çıkabilir” diyor ve ekliyor: “Gatwick Havalimanı tek pistine rağmen geniş gövdeli uçaklar sayesinde 40 milyon yolcu ağırlıyor” diyor.</p>
<p>Aslında Türk Havayolları’nın bu yönde çalışmaları var. Şirket geniş gövdeli uçak filosunu büyütüyor. Ancak bu uçaklar daha çok okyanus aşırı uçuşlarda kullanılıyor. Türkiye’de iç hatların büyümesi ile bu uçaklara iç hatlarda da ihtiyaç duyuluyor. Bu yaz Ege ve Akdeniz’e artan talep sonucunda bazı havayolları sefer sayılarını artırmanın yanı sıra geniş gövdeli uçaklarla sefer yapmayı tercih ettiler. Onur Havayolları, 165 kişilik dar gövdeli uçaklarla uçtuğu güney illere ek sefer koymak yerine geniş gövdeli 365 kişilik uçaklarını aktarmayı tercih etti. Bu yoğun talebin sezonsallıktan çıkıp devamlılık kazanması ile bu uçakların kullanımı artabilir. Aksi takdirde gelen Kenyalıların sayısı artsa bile onları yönlendirecek uçaklar için İstanbul semalarında yer olmayacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hbr.im/doymayan-bebek-daha-buyuk-ucaklar-istiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karşılaştırmak serbest ama incitmemek kaydıyla</title>
		<link>http://hbr.im/karsilastirmak-serbest-ama-incitmemek-sartiyla.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=karsilastirmak-serbest-ama-incitmemek-sartiyla</link>
		<comments>http://hbr.im/karsilastirmak-serbest-ama-incitmemek-sartiyla.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 09:43:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Kurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Avea]]></category>
		<category><![CDATA[Bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[feat.]]></category>
		<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Reklam]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcell]]></category>
		<category><![CDATA[Vodafone]]></category>
		<category><![CDATA[agresif reklam]]></category>
		<category><![CDATA[GSM]]></category>
		<category><![CDATA[GSM opratörlri]]></category>
		<category><![CDATA[reklam cezaları]]></category>
		<category><![CDATA[Reklam Kurulu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hbr.im/?p=1159</guid>
		<description><![CDATA[İSTANBUL, 21 Ekim 2011 (HBR.im, Osman Kurt) Son aylarda televizyondaki reklam kuşakları, komedi filmlerini andırmaya başladı. Reklam kuşaklarında ciddi dakikalar satın alan GSM operatörleri, reklam filmleri için de Türkiye’nin en önemli komedyenleri ile çalışıyorlar. Doğal olarak da bu reklamlar yoğun kitlelerin ilgisini çekiyor. Ancak GSM operatörlerinin, reklamlarda birbirlerine yaptıkları göndermeler başlarına iş açabiliyor. Türkiye’de karşılaştırmalı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, 21 Ekim 2011 (HBR.im, <a href="../author/osmankurt/" target="_self">Osman Kurt</a>)</p>
<p>Son aylarda televizyondaki reklam kuşakları, komedi filmlerini andırmaya başladı. Reklam kuşaklarında ciddi dakikalar satın alan GSM operatörleri, reklam filmleri için de Türkiye’nin en önemli komedyenleri ile çalışıyorlar. Doğal olarak da bu reklamlar yoğun kitlelerin ilgisini çekiyor. Ancak GSM operatörlerinin, reklamlarda birbirlerine yaptıkları göndermeler başlarına iş açabiliyor. Türkiye’de karşılaştırmalı reklam, hukuken yasak olmasa da ceza alma olasılığının yüksek olduğu çetrefilli bir alan.</p>
<p>GSM operatörlerinin bu çetrefilli yolu seçmelerinin birkaç nedeni var. Öncelikle bu tür agresif ve karşılaştırmalı reklamlar hem dikkat çekiyor hem de akılda kalıyor. Bahçeşehir Üniversitesi İngilizce MBA Programı Koordinatörü Selçuk Tuzcuoğlu, “Bir pazarlama akademisyeni olarak ben, agresif ve karşılaştırmalı reklamlardan daha çok keyif alıyorum. Bu tip reklamların daha fazla zekâ ve yaratıcılık gerektirdiğine inanıyorum. Her gün binlerce reklam mesajına maruz kalan tüketicilerin dikkatini çekebilmek için bu tip reklamlar yapmanın şart olduğunu düşünüyorum” diyor.</p>
<p>Öte yandan GSM şirketlerinin birbirlerine saldırırcasına karşılaştırmalı reklamlar kullanmalarının bir diğer nedeni ise sektörde rekabetin oldukça sert olması ve bu ortamda farklılaşmanın zorluğu. “Otomobil pazarında herkese yetecek kadar farklı üstünlük olanağı var. Biri benim sürüş keyfim yüksek diyor, öbürü ailene güvenlik sağlarım diyor. Ya da deterjanlara bakın. Bir tanesi renklilerde iyi, öbürü tam otomatik makinelerde, bir diğeri zor lekelerde” diyor Selçuk Tuzcuoğlu ve devam ediyor: “GSM sektöründe böyle bir imkan yok. Eskiden çekiş gücü rekabeti vardı. Eh artık o da iyi kötü eşitlendi. Herkesin paylaşabileceği bir üstünlük yok. Mecburen birbirlerine çatıyorlar”.</p>
<p>Bu rekabetin dozajı arttıkça da bazen keskin sirke küpüne zarar misali GSM operatörleri, reklamlarından dolayı Reklam Kurulu’ndan cezalar alıyorlar. Ancak burada ceza almalarının sebebi karşılaştırmalı reklam yapmaları değil. Bunun dozajını ayarlayamamaları. Moroğlu Arseven Hukuk Bürosu avukatlarından Gökçe Yılmaz, “Reklam Kurulu, kararlarından da görüleceği gibi, birçok GSM operatörüne, karşılaştırmalı reklamlarından dolayı ceza vermiştir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, firmalar bu cezaları, karşılaştırmalı reklam yaptıklarından dolayı değil,  karşılaştırmalı reklamın, yönetmelikle belirlenen kriterlere uygun bulunmaması sebebiyle almalarıdır” diyor.</p>
<p>Türkiye’de yasalar karşılaştırmalı reklama izin veriyor. Ancak bu konuda dikkat edilmesi gereken noktalar var. Öncelikle karşılaştırma yapılan mal, hizmet veya markanın adının belirtilememesi gerekiyor. Reklamda karşılaştırılan mallar karşılaştırılabilir olmalı. Bunun yanında reklamın aldatıcı olmaması ve gereksiz kötüleme de içermemesi lazım. Son olarak da rakibin ticari itibarından gereksiz olarak yararlanmaması gerekiyor.</p>
<p>Yasa Türkiye’de belli kurallar çizgisinde karşılaştırmalı reklamı serbest kılsa da pratikte karşılaştırmalı reklam ceza alma olasılığının yüksek olduğu bir alan. Uygulamaya baktığımızda ise Reklam Kurulu’nun kararlarında, karşılaştırmalı reklam uygulamasının çok hassas şekilde ele alındığı görülüyor. Genel olarak uygulama çok sıkı tutuluyor. Reklam Kurulu’nun gerçeğe aykırılık, yanıltıcılık, incitici beyan gibi birçok sebepten karşılaştırmalı reklamlara ceza verme eğiliminde olduğu görülüyor. “Yani her ne kadar kanun daha geniş çerçeve çiziyormuş gibi görünse de Reklam Kurulu, bu konuda o kadar da esnek davranmamaktadır” diyor Gökçe Yılmaz. Dünyadaki uygulamalara bakıldığında da Avrupa Birliği ve ABD hukuklarında, hukuk politikası olarak net bir şekilde açık karşılaştırmalı reklamların teşvik edilmek istendiğinin görülebileceğine, hatta Türk hukukundaki uygulamadan farklı olarak, bir adım daha ötede, karşılaştırmalı reklamda rakibin kim olduğunun, adının sanının doğrudan belirtilmesinin istendiğine dikkat çeken Yılmaz, burada amaçlanan şeyi şöyle özetliyor: “Amaç, bu yolla, bir yandan tüketicilerin doğrudan açık şekilde bilgilendirilmesine hizmet etmek, diğer yandan da rekabetin kızıştırarak mal veya hizmetlerin ucuzlatılması ve kalitenin arttırılmasını sağlamak.”</p>
<p><strong>GSM Operatörlerinin Aldıkları Reklam Cezaları</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.</strong></p>
<p>Avea bir reklamında, “Turkcell’in ‘Büyük Şirketlere Özel’ tarifeleridir’’ diyerek bu konuya reklam içerisinde yer veriyor. Diğer yandan, karşılaştırma işlemi yapılan firmanın, ‘’Şirket İçi Bedava’’ tarifesinin karşılaştırmaya eklenmemesi ile tüketicilerin, Turkcell’in tarifeleri hakkında tam olarak bilgilendirilmeden tarife seçmek durumunda kaldıklarına kara verilerek Avea’ya idari para cezası veriliyor.</p>
<p><strong>Turkcell</strong></p>
<p>“Turkcell, “Numaranız Aynı Kalsın Kalitesi Turkcell Olsun” başlıklı reklamında, diğer iki GSM operatörünün şebekelerinin, firma şebekesine nazaran daha kalitesiz oldukları ve kesintili hizmet sundukları izlenimini uyandırarak tüketicileri yanılttığı ve diğer markaları kötülediği için 60 bin TL para cezasına çarptırılıyor. Ayrıca reklam durduruluyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Vodafone</strong></p>
<p>Vodafone’un bir reklamında, “Turkcell Tarife Tavuğu” adlı çizgisel karakterin reklamın esas karakteri tarafından aşağılanması ve alay konusu haline getirilerek kötülenmesi ve yasakların hakim olduğu bir dünyayı konu alan reklam içeriğinde bahsi geçen karakterin kullanılması yoluyla Turkcell’in kurumsal itibarına zarar verildiğine karar veriliyor. Bu yüzden de reklamın durduruluyor ve Vodafone’a ulusal düzeyde 60 bin TL idari para cezası veriliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hbr.im/karsilastirmak-serbest-ama-incitmemek-sartiyla.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bakanın Resesyonla Sınavı</title>
		<link>http://hbr.im/bakanin-resesyonla-sinavi.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bakanin-resesyonla-sinavi</link>
		<comments>http://hbr.im/bakanin-resesyonla-sinavi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Oct 2011 13:47:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Kurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[feat.]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Vestel]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[IMF Başkanı Christine Lagarde]]></category>
		<category><![CDATA[Kale Group]]></category>
		<category><![CDATA[KOBİ]]></category>
		<category><![CDATA[Merrill Lynch]]></category>
		<category><![CDATA[Moody’s İkinci Yıllık Türkiye Kredi Riski Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Ergün]]></category>
		<category><![CDATA[resesyon]]></category>
		<category><![CDATA[TAI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hbr.im/?p=1140</guid>
		<description><![CDATA[İSTANBUL, 20 Ekim 2011 (HBR.im, Osman Kurt) IMF’in çiçeği burnunda Başkanı Christine Lagarde’ın yaptığı açıklamalar herkesi olduğu gibi Türkiye’deki ekonomistleri de endişelendirdi. Lagarde resesyonun gelme ihtimalinin yüksekliğine vurgu yaptı ama yine de umut vermeyi de ihmal etmedi: “&#8221;Hala resesyondan kaçınabileceğimiz bir durumdayız. Farklı hükümetler ve merkez bankaları için uygun politika spektrumları daraldı, çünkü cephanenin birçoğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, 20 Ekim 2011 (HBR.im, <a href="../author/osmankurt/" target="_self">Osman Kurt</a>)</p>
<p>IMF’in çiçeği burnunda Başkanı Christine Lagarde’ın yaptığı açıklamalar herkesi olduğu gibi Türkiye’deki ekonomistleri de endişelendirdi. Lagarde resesyonun gelme ihtimalinin yüksekliğine vurgu yaptı ama yine de umut vermeyi de ihmal etmedi: “&#8221;Hala resesyondan kaçınabileceğimiz bir durumdayız. Farklı hükümetler ve merkez bankaları için uygun politika spektrumları daraldı, çünkü cephanenin birçoğu 2009 yılında kullanıldı. Ancak hükümetler, uluslararası kuruluşlar ve merkez bankaları birlikte çalışırsa resesyonu savuştururuz&#8221; dedi. Bu açıklamaların ardından acaba Türkiye’de bu durumdan etkilenecek mi endişeleri arttı. Nitekim bu açıklamanın ardından uluslararası finans kuruluşlarından uyarılar da gelmeye başladı. Lagarde’ın konuşmasından bir gün sonra yayınlanan Goldman Sachs raporunda, tüm öncü göstergelerin bölge genelinde ekonomik ivmede yavaşlamaya işaret ettiği, özellikle Türkiye, Güney Afrika&#8217;da bu yavaşlamanın görüldüğünü vurgulandı. Yine Merrill Lynch, Türkiye&#8217;de teknik resesyon olasılığının ağustos itibariyle yüzde 50&#8242;ye yaklaştığını belirtti. Elbette riskler son derece ciddi. Ancak Türkiye’nin bugünkü durama tamamen hazırlıksız olduğunu söylemek mümkün değil.</p>
<p>Yeni adıyla Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının başındaki isim Nihat Ergün, bu süreçte global finans kurumları kadar karamsar değil. &#8221;Türkiye&#8217;nin bir resesyona girmesi bugün itibariyle söz konusu değil. Türkiye ekonomisinin durgunluğa girmesine rıza gösterecek bir yaklaşım içinde olamayız. Tabii ki dünyadaki gelişmeler bizi de kısmi olarak etkileyebilir” diyen Nihat Ergün devam ediyor: “Ama o gelişmeleri yakından takip ederek, proaktif şekilde önlemler alınarak eğer çeşitlendirme gerekiyorsa çeşitlendirme, iç pazarda birtakım genişleme imkanları varsa iç pazarın genişletilmesiyle ilgili tedbirler&#8230; Yani esnek bir yapıyla Türkiye&#8217;nin herhangi bir şekilde ekonomisinde bir sıkıntı yaşamadan bu süreç devam edecek.”</p>
<p>Öte yandan bu tür global kriz söylemleri çıkmaya başladığında global finans şirketleri ilk başta Türkiye’yi uyarır ve Türkiye’de bir resesyon riskinin olduğunu konuşmaya başlarlar. Nitekim 2008 yılında da kriz başladığında finans şirketleri Türkiye’nin kulağını çekmeyi unutmamışlardı. Finacial Times gazetesi 2008 yılında “Türkiye’de resesyon kaçınılmaz görülüyor” başlıklı yazısında AKP hükümeti ile ilgili `Türkiye`nin ciddi bir ekonomik yavaşlama ile yüz yüze bulunduğunu reddettiği, IMF anlaşmasını geciktirdiği ve ekonomiyi canlandırmak için önemli bir planı sunmadığı için giderek artan ağır eleştirilerle karşı karşıya olduğunu yazmıştı. Bu yazıda Financial Times`e konuşan Goldman Sachs`ın ekonomisti Ahmet Akarlı da, kredilerin kısıldığına, tüketim harcamalarının önemli ölçüde düştüğüne dikkat çekerek bir resesyonun `kaçınılmaz göründüğünü söylüyordu. Yine Sıfırcı Hoca olarak da bilinen Moody’s’in Başkan Yardımcısı Kristin Lindow, “Moody’s İkinci Yıllık Türkiye Kredi Riski Konferansı”nda yaptığı konuşmada Türkiye’nin IMF ile anlaşma olmaması durumunda Türkiye’nin 2009 yılında resesyona girebileceğini söylemişti. Ancak zaman onları haksız çıkardı. Ancak yine de o zamanla bu zamanın farklı olduğu unutulmamalı. O zaman yanlış çıkan tahmin ve uyarıların bu sefer de yanlış olacağı düşünülerek önlemler almamak Türk ekonomisini ve doğal olarak da sanayicisini zorlu bir sürece sürükleyebilir.</p>
<p>Peki, bu süreçte Ergün neler yapmayı öngörüyor? Bakan’ın ilk hedefi yatırım ortamını iyileştirmek olacak. Bunun için ise teşvik sistemi ve istihdam ile ilgili politikalar gözden geçiriliyor. Bunun yanında Bakanlığın bir hedefi de Türkiye’deki girişimci sayısını yükseltmek olacak. Yüzde 4-5 seviyelerinde olan girişimci oranını 10-15’lere çıkartmak hedefleniyor. Bunun için ise eğitimler verilecek, yarışmalar yapılacak ve ciddi destekler verilecek. Her üniversitede girişimcilik yarışmaları düzenlenecek. Yeni mezun girişimcilere 30 bin TL’si hibe olmak üzere 100 bin TL’ye kadar ilk iki yılı geri ödemesiz dört yıl süreli faizsiz destekler verilecek. Teknoloji yatırımı yapanlarda ise hibenin boyutu 100 bin TL’yi bulacak. Nihat Ergün “Artık her yıl 500 kişiyi destekleyeceğiz” diyor.</p>
<p>Öte yandan Türkiye yurtdışındaki orta ve ileri teknoloji ile üretim yapan KOBİ’lere de gözünü dikmiş durumda. Almanya’da yaklaşık 70 bin orta ve ileri teknoloji ile üretim yapan KOBİ var. Nihat Ergün, bunların birçoğunun varis bulamadıkları için kapanma riski ile karşı karşıya olduklarını ve Türk girişimcilerinin bunlara ortak olabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p>Türkiye’de Ergün’ün eğileceği bir başka konu ise yerli marka ile üretim olacak. Özellikle de otomotiv alanında. “Türkiye şuan yerli otomobil yapmıyorsa, bu yapamadığından dolayı değil yapmak istemediğinden dolayıdır” diyor Nihat Ergün ve yerli otomobilin potansiyeline dikkat çekiyor: “İlk etapta bunun pazardan yüzde 20 pay alabileceğini düşünüyorum. Bu marka pazara en azından 2-3 modelle çıkacaktır. Bunun dış pazar şansı da olacaktır”. Hükümet bu konuda Otomobil Sanayicileri Derneği’nin (OSD) düzenleyeceği raporu bekliyor. Bu rapor bu ay OSD tarafından sunulacak. Bakanlık da OSD raporunu beklerken bu konuda araştırmalarını sürdürüyor. Nihat Ergün, “Arazi teşviki, kamuda kullanımı, finansman ve ortaklıklarla ilgili çalışmaları yapıyoruz” diyor.</p>
<p>Yerli marka konusu sadece otomotiv için yapılacak bir çalışma olmayacak. Havacılık da yine yerlileşmenin ön plana çıkacağı bir alan olacak. TAI, Vestel, Kale Group gibi şirketlerin şimdiden insansız hava aracı ile ilgili çalışmaları var. Bunların hayata geçmesi ile Heronlar konusunda Türkiye’nin İsrail’e olan bağımlılığı da kalkmış olacak. 2023 strateji doğrultusunda bu çalışmaların yerli yolcu uçağının yapılmasına kadar gitmesi hedefleniyor. Yerli otomobil ve uçak gibi alanların yanında potansiyeli olan başka alanlarda da yerlileşme hedefleniyor. Örneğin inşaat sektörünün çok geliştiği Türkiye’de Bakan hızla büyüyen asansör pazarında yerli bir marka çıkarılamamış olmasını bir kayıp olarak görüyor.</p>
<p>Öte yandan Türkiye’de katma değerli üretim konusunda en büyük sorunlardan biri de, asıl bilgi birikime sahip üniversite hocalarının üniversitelerde hapsolmaları. Yeni teknolojiyi üretecek üniversite hocaları şirket kuramıyor, doğal olarak da bu onların üretkenliklerini engelliyor. Bu da Türkiye’de katma değerli üretim yapılmasının önünü kesiyor. Oysa Amerika’daki birçok teknoloji şirketinin Amerika’daki öğretim görevlileri tarafından kurulduğu görülüyor. Yeni dönemde Bakanlık bu konuda da öğretim üyelerinin şirket kurmalarını kolaylaştırmayı hedefliyor. Nihat Ergün, “Öğretim görevlileri, teknoloji transfer ofisleri üzerinden daha rahat şirket kurabilecekler” diyor.  Tüm bu çalışmaların sonucunda ise hedef ileri teknoloji ürünlerinin sanayideki oranını yüzde 5’lerden yüzde 20’lere taşımak olacak. Ancak tabi ki de bu hedeflere ulaşmak kısa sürede olmayacak. Bakan’ın öncelikle 2008 yılında olduğu gibi resesyon bulutlarını savuşturması gerekecek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hbr.im/bakanin-resesyonla-sinavi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yellow Medya Türkiye’de Sarı Bir Sayfa Açıyor</title>
		<link>http://hbr.im/yellow-medya-turkiye%e2%80%99de-sari-bir-sayfa-aciyor.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yellow-medya-turkiye%25e2%2580%2599de-sari-bir-sayfa-aciyor</link>
		<comments>http://hbr.im/yellow-medya-turkiye%e2%80%99de-sari-bir-sayfa-aciyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Oct 2011 13:34:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Kurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[feat.]]></category>
		<category><![CDATA[Al Wahda-Express]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmeyen numaralar]]></category>
		<category><![CDATA[Cheyenne Wyoing]]></category>
		<category><![CDATA[Reuben H. Donnelley]]></category>
		<category><![CDATA[sarı sayfalar]]></category>
		<category><![CDATA[Trevor Nadeau]]></category>
		<category><![CDATA[Vastech' in Genel Müdür Yardımcısı Hamza Şanda]]></category>
		<category><![CDATA[yellow pages]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hbr.im/?p=1135</guid>
		<description><![CDATA[İSTANBUL, 20 Ekim 2011 (HBR.im, Osman Kurt) 1883 yılında Cheyenne Wyoing adındaki matbaacı telefon rehberi basarken beyaz kâğıt biter ve bunun üzerine sarı kâğıtlar kullanır. Böylelikle basılan rehbere İngilizcede sarı sayfalar anlamına gelen “yellow pages” adı verilir. 1886 yılında ise Reuben H. Donnelley bir şirket kurarak ilk resmi Yellow Pages rehberini çıkarır. Bu rehber dünyada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, 20 Ekim 2011 (HBR.im, <a href="../author/osmankurt/" target="_self">Osman Kurt</a>)</p>
<p>1883 yılında Cheyenne Wyoing adındaki matbaacı telefon rehberi basarken beyaz kâğıt biter ve bunun üzerine sarı kâğıtlar kullanır. Böylelikle basılan rehbere İngilizcede sarı sayfalar anlamına gelen “yellow pages” adı verilir. 1886 yılında ise Reuben H. Donnelley bir şirket kurarak ilk resmi Yellow Pages rehberini çıkarır. Bu rehber dünyada fenomen haline gelir. Bir dönem Türkiye’de de oldukça popüler olan bu rehber, zamanla eski popülaritesini kaybeder. Özellikle de internetin gelişi ile. Ancak şirket yeniden yapılanarak hizmetlerini hem çeşitlendirir hem de internet ortamına taşır.</p>
<p>Dubai merkezli Al Wahda-Express firmasının iştiraki olan Yellow Medya, yeni kurumsal kimliği ve ürün gamı ile Türkiye’de de faaliyetlerine başladı. Türkiye’de ciddi bir potansiyel var; ancak şirket bu kez pazarda tek başına olmayacak.</p>
<p>Aslında Yellow Medya’nın Türkiye’ye girişi çok da yeni değil. Şirket dört yıl önce Türkiye’de yapılanmasına başladı. Dört yıl süresince yerel arama veri tabanı oluşturabilmek için 10 milyon dolar tutarında bir yatırım gerçekleştirdi. Şirketin elinde hâlihazırda 620 kategoride 640 binden fazla doğrulanmış firma bilgisi bulunuyor. Şirketin hedefi bu veri tabanını önümüzdeki üç yılda 1 milyon 700 bine ulaştırmak olacak.</p>
<p>Şirket yerel arama pazarında yılda 30 milyar dolarlık geliri ile dünya lideri konumunda. Yellow Medya’nın faaliyet gösterdiği ülkeler arasında başı Fransa, İngiltere, Kanada, İtalya, Avustralya gibi ülkeler çekiyor. Bu ülkelerde yılda yaklaşık 1,6 milyarlık gelir elde ediyor. Şirketin İsveç’teki yıllık geliri ise 496 milyon dolar. Şirketin hedefi de uzun vadede milyar dolarlık gelire ulaşmak. Ama kısa vadede bu pek de olası gibi gözükmüyor. Turkey Yellow Pages Genel Müdürü Trevor Nadeau, “Bu saydığımız ülkelerdeki rakamlara Türkiye’de ulaşmak pek de kolay olmayacak. Çünkü bu pazarlarda biz yıllardır varız. Bunlar doymuş pazarlar. Ancak Türkiye’de uzun vadede bu rakamlara ulaşmamız mümkün” diyor. Şirketin Türkiye’de kısa vadede gelir hedefi oldukça muhafazakar. Şirket 2012’de 4 milyon 500 bin TL, 2013’te 22 milyon 800 bin TL, 2014’te ise 38 milyon 100 bin TL gelir hedefliyor.</p>
<p>Yellow Medya, yazılı rehberin yanında, internet sayfası, mobil uygulamalar, lokasyon temelli hizmetler, web sayfası hizmeti gibi birçok ürünle şirketlerin karşısına çıkmayı hedefliyor. Şirketin temel bilgilerinin sisteme girilmesi ücretsiz. Ancak bundan sonraki her hizmet için farklı bir ücret tarifesi var. Şirket hem bu sattıkları ürünlerden hem de reklamlardan gelir elde etmeyi hedefliyor.</p>
<p>Şirket özellikle son kullanıcılardan çok kurumlara ulaşmayı hedefliyor. Ancak şirketin sunduğu bilgiler arasında özellikle kişi isimlerinin şirket yetkililerinin isminin olmaması bu açıdan bir eksiklik sayılabilir. Trevor Nadeau, şirketlerin birçok üst düzey yetkililerinin iletişim bilgilerine sahip olduklarını ancak kişisel bilgilerin gizli kalması gerektiği için bunları paylaşmayacaklarını söylüyor. Üstelik bu konuda hizmet veren şirketler de pazarda mevcut. Özellikle de 118’li hatlar şirketin hizmetlerine benzer hizmetleri sunuyorlar. 118 33 numarasıyla tanınan Vastech&#8217; in Genel Müdür Yardımcısı Hamza Şanda , “Özellikle avukatlık büroları ve alacaklısına ulaşmak isteyen banka ve sigorta şirketlerinin tercih ettiği bu uygulama ile uygun fiyata 4 operatöre kayıtlı yaklaşık 50 milyon telefon numarasını artık internet sitesinden sorgulama imkânı veriyoruz” diyor.</p>
<p>Yine lokasyon temelli hizmetler de 118’li hatlar tarafından insanlara sunuluyor. Bu yüzden Yellow Medya’nın Türkiye’de başarılı olabilmesi için uygun bir fiyat tarifesi ile müşterilerinin karşısına çıkması gerekiyor. Ya da 1883’de olduğu gibi bir aksilik sonucunda yeni bir renk ile müşterilerinin karşısına çıkması gerekebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hbr.im/yellow-medya-turkiye%e2%80%99de-sari-bir-sayfa-aciyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

