Türkiye Qualcomm’un radarına girdi
San Diego, 27 Ekim 2011 (HBR.im, Osman Kurt)
1985 yılında U.C. San Diego Üniversitesi profesörlerinden Irwin Jacobs’un birkaç arkadaşı ile birlikte kurduğu Qualcomm adlı teknoloji şirketi 2010 yılı sonunda yaklaşık 11 milyar dolarlık geliri ile dünyanın en büyük 3G, yeni nesil kablosuz teknolojiler ve chipset ürün ve hizmetleri şirketlerinden biri haline geldi. Amerikan NASDAQ borsasına da kote olan bu dev teknoloji şirketi, tüm bu büyüklüğüne rağmen 2000’li yılların başına kadar Amerika dışına pek de açılmayı düşünmeyen içine kapalı bir strateji izliyordu. Şirketin Avrupa pazarına girmesi için 2002 yılına kadar beklemesi gerekti. “2002 yılında kendimizi Avrupa pazarına açılmaya hazır hissettik” diyor Qualcomm’un Avrupa Başkan Yardımcısı Enrico Salvatori. Dünyadaki 3G ve 4G patentlerinin büyük bir bölümüne sahip olan Qualcomm, 3G kullanımının artması ile birlikte varlık alanını daha da genişletiyor. San Diego’daki ana merkeze bağlı olarak 140 ülkede faaliyet gösteren şirket hem ulaştığı coğrafyayı hem de cihaz sayısını arttırmayı hedefliyor. Şirketin en son hedefi ise 3G altyapısının geç kurulmasına rağmen çok hızlı bir ivme yakaladığı Doğu Avrupa pazarı olacak. Bu ülkeler arasında Türkiye, özel ilgi alanında yer alıyor.
2010 yılı Aralık ayında Türkiye ofisini açan Qualcomm, şirketin başına Silikon Vadisi ve Nokia’dan deneyimli Barış Ruacan’ı getirdi. Şirketin Türkiye’de ofis açmasının en önemli nedeni ülkenin 3G abone sayısında yakaladığı ciddi büyüme olarak gösteriliyor. “22 ayda ulaşılan yaklaşık 21 milyon 3G abone sayısı, Türkiye’nin Qualcomm’un dikkatini çekmesine neden oldu” diyor Barış Ruacan. Ancak Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) rakamlarına göre 2011 ilk çeyrekte 3G abone sayısı 21 milyon 441 bin 338 olsa da mobil internet paketi kullanıcı sayısının 1 milyon 862 bin 888’de kalmış olması Türkiye’de 3G kullanımının henüz çok da yüksek olmadığını gösteriyor. Barış Ruacan, “Tüm ülkelerde böyle bir süreç yaşanıyor. Mobil abone sayıları operatör ücretlendirmeleri sonrasında artış gösteriyor” diyor ve ekliyor: “Türkiye’de cihaz ve altyapı tamam. Altyapı geç kurulduğu için tek eksik, uygulama ayağında.” Şirketin eylül ayında Türkiye’de düzenleyeceği uluslararası organizasyon ise Türkiye pazarına ne denli önem verdiğinin bir göstergesi çünkü Qualcomm mobil cihaz üreticileri, operatörler ve içerik sağlayıcılarını bir araya getirdiği organizasyonları çoğunlukla Amerika içinde gerçekleştiriyor. Türkiye’de eylül ayında yapılacak organizasyonun bir benzeri şimdiye kadar Avrupa’da sadece İngiltere’de gerçekleştirildi.
Ama bu yüksek potansiyel yine de Türkiye’nin bir yatırım alanı olarak düşünülmesini sağlamaya yetmiyor şirket için. San Diego merkezli şirket, üretim yatırımı anlamında Amerika dışına çıkmayı düşünmüyor. Bunun başlıca nedeni ise ürünlerinin ülkelere göre değişiklik göstermemesi. Bu nedenle tüm üretimi tek bir merkezden yapabiliyor. Tabii bu, şirketin Amerika dışında üretim merkezi olmadığı anlamına gelmiyor. Şirketin ekran teknolojileri üzerine çalışmalar yaptığı şirketi Tayvan’da. Avusturya’da da bir üretim merkezi var. Ancak bu Qualcomm’un Avusturya’dan satın aldığı bir şirket. Üstelik bunlar daha ufak çaplı operasyonlar. Zaten şirketin San Diego’daki ayrı bir şehri andıran genel merkezini ziyaret ettiğinizde şirketin ne denli merkeziyetçi bir üretim anlayışı olduğu görülüyor.
O zaman Qualcomm Türkiye’de ne arıyor? Şirket zaten Türkiye’de satılan birçok akıllı telefonun çiplerini cep telefonu üreticilerine satıyor. 3G lisans bedellerini de operatörlerden alıyor. Üretim de yapmayacaksa Qualcomm neden Türkiye’de ve bölgede yeni ofisler açıyor? Bunun aslında birkaç nedeni var. Şirket bütün pazarları çok daha yakından takip edip kullanıcı taleplerine göre çiplerini geliştirmeyi hedefliyor. Üstelik son yıllarda Türkiye’de yerli cep telefonu üreticileri oluşmaya başladı. Buna bir de GSM operatörlerinin kendileri için ürettirdikleri telefonlar eklenince, Qualcomm’un Türkiye’de ofisinin olması bu şirketlere çip satma anlamında şirketin elini güçlendirebilir. Bunun yanında 3G bant yönetimleri konularında operatörlere danışmanlık hizmeti de sunuyor. Operatörlerin dışında şirketin ülkede ilişki içerisinde olacağı bir grup da uygulama üreticileri ya da diğer bir adıyla içerik üreticileri. Şirket kendi çip mimarisi ile uyum içerisinde çalışacak lokal içeriklerin geliştirilebilmesi için dünya genelinde uygulama geliştiricileriyle iletişim kurmaya çalışıyor. Türkiye gibi 3G içeriğinin yetersiz olduğu bir ülkede Qualcomm’a büyük iş düşüyor. Ancak Türkiye’de Avrupa ve Amerika’daki gibi büyük içerik üreticilerinin olmaması nedeniyle içerikler daha çok GSM operatörleri kontrolü altında ve bu da Qualcomm’un işini diğer büyük pazarlara kıyasla zorlaştırabilir. Tüm bu çalışmaların sonucunda da normalde pazarda daha uzun sürede satılması gereken cep telefonu sayısının daha kısa sürede yakalanmasını sağlayarak gelirlerini arttırmayı hedefliyor. Bir diğer hedef ise tıpkı Intel gibi tüketici bazında bir marka farkındalığı yaratmak. Qualcomm CEO’su Paul Jacobs, “Marka için Intel kadar olmasa da yatırım yapacağız” diyor.
Qualcomm’da iş alanı sadece coğrafi açıdan genişletilmeyecek. Şirket birçok yeni iş fırsatlarını değerlendirmeyi planlıyor. “Her şeyin interneti” vizyonunu takip eden şirket, sadece akıllı telefonlarla sınırlı kalmak değil, birçok mobil cihazda yer almak istiyor. Cisco Systems verilerine göre tabletler, mobil telefonlar, ağa bağlı cihazlar ve akıllı makinelerin sayısı 2015’te 15 milyara ulaşacak. 2010’da PC’ler tüketici internet trafiğinin yüzde 97’sini oluştururken, bu oran 2015’te yüzde 87’ye düşecek. Küresel mobil internet veri trafiği ise 2010-2015 arasında 26 katına çıkacak. Bu nedenle yakın gelecekte Qualcomm için tabletler olmazsa olmaz bir önem kazanıyor. T-Mobile Cihaz Teknolojileri Direktörü Katherine Barnes, “4G ile birlikte her evde birden çok tablet olacak” diyor.
Tablet teknolojileri dışında Qualcomm’un mayıs ayında yaklaşık 3,2 milyar dolara satın aldığı Atheros şirketi, şirketin gelecek planları hakkında bir ipucu veriyor. Atheros kablosuz internet teknolojileri alanında önemli bir oyuncuydu. Bu şirket Qualcomm’a, daha önce içinde yer alamadığı PC, diz üstü gibi alanlarının kapılarını açabilir. Paul Jacobs, “Atheros’u aldık çünkü bizim içinde olmadığımız tüketici elektroniği alanındaydılar” diyor.
Öte yandan mobil cihazlarda en önemli sorunların başında şarj süreleri geliyor. Cihazlar daha “akıllı” hale geldikçe enerji ihtiyaçları da artıyor. Bu nedenle Qualcomm için başlıca misyonlardan biri enerji tüketimini minimize etmek. Şirket ürettiği çiplerin enerji tüketimlerini azaltma çalışmalarında her alanı dikkatle ele alıyor. Bunlardan biri de ekran teknolojileri. Akıllı telefon ve tabletlerde en ciddi enerji tüketimini ekranlar gerçekleştiriyor. Dolayısıyla ekranların enerji tüketimini azaltacak bir teknoloji de akıllı cihaz satışlarına ivme kazandırabilir. Qualcomm da halihazırda bu alanda çalışmalar gerçekleştiriyor. Şirketin demo üretimine geçtiği Mirasol, güneş ışığını yansıtmaya dayalı bir ekran teknolojisi. Bu sayede güneş ışığı dışında ekran aydınlatmak için ekstra bir enerji ihtiyacı duyulmuyor. Tayvan’da ufak bir laboratuarda geliştirdiği bu teknoloji için Asya’da daha büyük bir üretim tesisi kurulacak. İlk hedef ise e-okuyucular ve tabletler. Şirket üretim tarihi ve ürünün ticarileştirilme zamanı konusunda ise kesin bir tarih açıklamıyor.
San Diego merkezli şirketin yeni üretim alanları dışında iş alanlarını büyütmek için yaptığı bir diğer çalışma da çevresinde ciddi bir ekosistem oluşturmak. Düzenlediği Uplinq adlı organizasyonlarla cep telefonu üreticileri, GSM operatörleri, içerik üreticileri ve bilişim basınını bir araya toplayarak bir ekosistem oluşturmaya çalışıyor Qualcomm. Bunlardan sonuncusu da bu yıl 1-2 Haziran tarihleri arasında San Diego’da gerçekleştirildi. Şirket bu bağlamda ciddi içerik üreticileri ile ortak çalışmalar gerçekleştiriyor. Paul Jacobs 1 Haziran günü Uplinq’de Julia Roberts, Brad Pitt gibi Hollywood starlarından David Beckham gibi ünlü sporculara ve birçok bilgisayar oyununun haklarını elinde bulunduran Creative Artist Agency (CAA) ile “Creative Mobile Labs” (CML) isimli bir ortak girişim kurduklarını açıkladı. Bu girişim ikilinin gücünü kullanarak mobil cihazlar için oyun ve diğer içerikleri oluşturacak. CAA İş Geliştirme Departmanı Başkanı Michael Yanover, “CML ile amacımız azami mobil uygulama deneyimi yaratmak” diyor.
Aslında 3G’den 4G’ye geçişle birlikte internette uygulamalar da alışılandan çok daha öteye gidecek. HTC CEO’su Peter Chou, “4G’nin mobil deneyimi nasıl güçlendireceğini göreceksiniz” diyor. 4G’ye geçiş ile birlikte özellikle video ve oyunlar mobil cihazlarda çok daha ciddi bir paya sahip olacaklar. Turkcell Şebeke Operasyonlarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı İlter Terzioğlu, “4G teknolojisi ile daha yüksek internet hızı, çok kanallı yüksek çözünürlüklü TV yayınları ve cep telefonları vasıtası ile evdeki aletleri kontrol edebilme gibi farklı servisler sunulabilecektir” diyor.
Hâlihazırda Amerika’da bazı operatörler 4G hizmeti sunmaya başladı bile. İlk başta bu hizmet USB kartlar üzerinden gerçekleştirilse de şimdi 4G uyumlu akıllı telefonlar ve tabletler yavaş yavaş pazara sunulmaya başlandı. Katherine Barnes, “Bu yıl 25 farklı 4G cihaz Amerika’da pazara sunulacak” diyor. Avrupa’da ise Almanya 4G konusunda ihale sürecini tamamladı. İsveç de bu süreçte ilk adımı atan ülkeler arasında. Fransa’da ise devlet 4G ihale şartlarını haziran ayında yayınladı. İtalya, İspanya gibi ülkelerin de Fransa’yı takip etmesi bekleniyor. Bu sürecin Türkiye ve coğrafyasına sıçraması için ise biraz daha zamana ihtiyaç var. Avea Ar-Ge Merkezi Direktörü Egemen Kurdoğlu, “3G’de olduğu gibi 4G’nin yaygınlaşması ve teknolojinin desteklediği veri hızlarını kullanabilmek için mobil cihazların hazır ve yaygın olması en önemli etkenlerden olacaktır. Şu an 4G şebekeleri kullanılan ülkelerde kullanımın geneli USB kartlar üzerindendir” diyor ve devam ediyor: “Türkiye’de 3G teknolojisine geçişi izinler doğrultusunda 2009 yılında başladık ve yaygınlaşması devam ediyor. Mobil veri kullanımı ve verilen servislerde artan bir trend içerisinde. 4G’ye geçişin 2013-2014 yıllarında olmasını bekleyebiliriz.” Turkcell de 4G için aynı tarihlere işaret ediyor.
Operatörlerin bu denli temkinli olmasında yapılan onca 3G yatırımına rağmen beklenen gelirlerin hâlâ elde edilememesi gösterilebilir. Her ne kadar Türkiye 3G aboneliğinin en hızlı büyüdüğü ülkelerden biri olsa da hem 3G abonelikleri hem de veri kullanım oranları görece düşük. Bu durum da 4G yatırımları için GSM operatörlerinin daha yavaş davranmasına neden olabilir. “Avrupa’da 3G ilk lanse edildiğinde çok fazla yatırım yapıldı. Ancak operatörler 2G fiyatına 3G telefonlar sattılar. Bu durum üzerine, o zaman 3G için neden bu kadar yatırım yaptık diye sitem ettiler” diyor Enrico Salvatori ve devam ediyor: “Ama sonra internet kullanımı arttı. 4G’de de benzeri bir durum yaşanacak.” Sonuçta Türkiye’de de her ne kadar istenen seviyede bir veri artışı yakalanamasa da 3G’nin gelişiyle birlikte operatörlerin veri trafiğinde önemli bir artış yaşandı. Üstelik çok fazla yerli içerik olmamasına rağmen. İçeriklerin artmasıyla birlikte veri kullanımı da artacaktır. Bu durum 4G için de operatörlere bir umut verebilir. İlter Terzioğlu, “Turkcell’de aylık toplam mobil veri kullanımının Haziran 2009-Nisan 2011 arasında 30 kat artmış olması önemli bir göstergedir. Yaşadığımız bu mobil veri artış trendinin, içerik üretimi ve mobil uygulamalar alanında meydana gelecek değişikliklerle 4G teknolojisinde de devam edeceğini düşünüyoruz” diyor.
Türkiye’de 4G sürecinin gecikmesine neden olan bir diğer unsur ise, 4G için kullanılan radyo frekanslarının halihazırda televizyon kanalları tarafından kullanılıyor olması. Bu frekansların boşaltılarak 4G kullanımına tahsis edilmesi gündemde. Ancak bu sürecin pek de kolay olmayacağı bir gerçek. Bu da Türkiye’de 4G’ye geçiş sürecinin gecikmesine neden olabilir.
Tüm bunlardan anlaşılan o ki bu 4G teknolojisinin Türkiye’ye gelmesi için iki ya da üç yıl daha beklemek gerekecek. Yine de Qualcomm ve çevresindeki ekosistem geleceğin interneti için içerik üretmek için şimdiden çalışıyor. Özellikle 3D film ve oyunlar 4G ile mobil cihazlarda çok daha sık rastlanır içerikler arasında yer alabilecek. Bunun yanında arttırılmış gerçeklik de şirketin üzerinde çalıştığı başka içerik alanı. Dreamworks’ün Animasyon Prodüksiyonundan sorumlu Eş Başkanı John Batter, “PricewaterhouseCoopers rakamlarına göre DVD pazarı gelirleri sürekli düşüyor. Bizce çözüm, arttırılmış gerçeklik” diyor. Nitekim Qualcomm Dreamworks’e ile Kung Fu Panda ve Transformers 2 filmlerinin DVD satışlarını artırmak için arttırılmış gerçeklik konusunda yardımcı oluyor. Oluşturulan bir uygulama sayesinde akıllı telefon, bu filmlerin DVD’lerinin arkasına doğrultularak telefonun DVD kapağını algılaması sağlanıyor ve filmin fragmanı telefondan izlenebiliyor. Üstelik bu bir arttırılmış gerçeklik uygulaması olduğu için telefonu DVD’den uzaklaştırırsanız görüntü uzaklaşıyor, sağa ya da sola hareket ederseniz kamera açısı da ona göre değişiyor. Bu tür uygulamalar gelecek yıllarda çok daha fazla şirketin ilgisini çekecek. Ancak artan ilgi de yönetilmesi gereken çok ciddi bir veri trafiği yaratacak. Bu da Qualcomm’un önümüzdeki yıllarda çözüm bulması gereken en önemli konu başlıklarından biri olacak.












